Evlilik, Mutluluk Şalını Örmektir

Genç adam koşarak geldi:

- Özür dilerim hayatım, seni çok beklettim. Biliyorsun trafik çok, beni beklerken yoruldun mu?

- Evet, bekledim, biraz da yoruldum; ama önemli değil canım. Ben artık senin huyunu öğrendim. Seni bu huyunla seviyorum. Bu yaştan sonra değişecek değilsin ya!

- Allah razı olsun ne kadar anlayışlısın.

Aile mutluluğunun en önemli unsurlarından biri, eşlerin birbirlerinin yanlış davranışlarını anlayışla karşılamalarıdır.

15 soruda bebekleri anlama rehberi

Her annenin aklında çocuğunu büyütürken birçok soru işareti oluşur. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik, çocuk bakımında artık halk efsanesine dönüşmüş bilgileri 15 soruda yanıtladı.

1) Emziren anne üşütürse bebeğe ne olur?
Anne üşütürse en fazla kendi karnı ağrır, zira soğukta bağırsak kasılma ve hareketleri hızlanır, bu da karın ağrısı olarak hissedilir. Ancak bunun süt yoluyla bebeğe geçmesi söz konusu değildir.

2) Anne gazlı içecek tüketirse, bebek etkilenir mi?
Hayır. Gazlı içecekler, sıkıştırılmış karbondioksit içeren sıvılardır. Bunlar içildiğinde açığa çıkan serbest karbondioksit midede gaz baloncukları şeklinde şişkinliğe yol açar. Ancak bu gaz baloncuklarının süt yoluyla bebeğe geçmesi fiziksel olarak imkansızdır.

3) Bebeğin kakası neden yeşil olur?

Çocularda dikkat eksikliği

Anaokulunda ve büyük çoğunluklada ilkokul birinci sınıfta çocuğun öğretmeni veya rehberlik öğretmeni tarafından fark edilen dikkat eksikliği, çocuğun annesini, babasını, öğretmenini ve en çokta çocuğun kendisini etkileyen psikolojisini ve güven duygusunu bozan bir durumdur.

Çocuğu okula yollayan anne, baba her şey normal zannederken günün birinde okuldan bir telefon alır ve okula çağrılır. Okulda anneye ve babaya; çocuğun dikkat eksikliği olduğu derslere kendini veremediği, yerinde duramadığı, kelimeleri ve heceleri yazamadığı, arkadaşlarına göre yazısının çok geri olduğu vs. söylenir.

Bazen de, ebeveynlere çocuklarında dikkat eksikliğinin yanı sıra, hiperaktivitenin olduğu çocuğun yerinde duramadığı daima taşkınlık yaptığı söylenir.

Eyvah! Çocuğumda dikkat eksikliği var

Hamile kalmayı neler zorlaştırıyor?

Stres, düşük yapmış olmak, psikolojik sıkıntılar hamile kalmayı zorlaştırıyor. Uzmantv'ye konuşan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tülin Gürel Kocatepe hamile kalamama nedenlerini anlatıyor:

Hangi kadınlar daha zor hamile kalır?
Anne adayının aşırı kilolu olması, adetlerinde düzensizlik olması, aşırı uzun veya ağrılı adetler görmesi, sivilce problemi, saç dökülmesi, adet düzensizliği gibi problemleri olması, diyabet hipertansiyon hastası olması, kalp damar sistemi hastalıkları taşıması veya lupus dediğimiz sistemik kollajen doku hastalıklarına sahip olması hamile kalmayı zorlaştıran faktörler arasındadır.

Erken tanı tedaviyi kolaylaştırır
Bu konuda tereddüdü olan ya da kullandığı ilaçların sakıncaları olabileceğini düşünen anne adaylarının bir an önce hekime başvurarak jinekolojik kontrollerinin yaptırması gerçekten çok önemli.

Bebeklerin emerken çıkardığı sesin mahiyeti

Uluslararası sertifikalı emzirme danışmanı, 'Sütünüzü Nasıl Artırabilirsiniz?' adlı annelere verimli emzirme konusunda referans olan kitabın yazarı ABD'li Lisa Marasco, bebek emzirme konusunda önemli ipuçları veriyor.

Bebek sağlığıyla ilgili uzmanlara, ebelere ve hemşirelere de emzirmenin inceliklerini ve başarılı emzirmenin püf noktalarını anlatan Lisa Marasco, "Eğer bebek çok fazla cuk cuk sesi çıkartıyorsa bu iyi değil, bu bebeğin annesinin memesini iyi ememediğini gösteriyor. Ayrıca memelerin kocaman olması da annenin sütünün bol olduğunu göstermiyor" diyor.

Marasco, bazen bebeklerin damaklarındaki gizli yarıklardan ya da dil kökü bağlarından kaynaklanan sorunlarla memeyi iyi kavrayamadıklarını, bu durumun da çok fazla çıkartılan 'cuk cuk' sesleri arasında kaybolduğunu anlatıyor.

- Annenin gençlik döneminden itibaren obezite sorunu varsa, bu durum süt üretimini olumsuz etkiliyor.

Ateşli çocuklarda termometre kullanma kılavuzu

Çocuklarının ateşinin yükseldiğini görmek, anne-babalar için oldukça kaygı vericidir. Hatta çoğu zaman o panikle derhal hastane yolu tutulur ya da hızla ateşi düşürülmeye çalışılır. Oysa ateş, her zaman bir hastalığın belirtisi olmayabilir.

Çocuğunuzun vücut ısısının yüksek olması, her zaman için ateşlendiği anlamına gelmez. Çünkü her çocuğun vücut ısısı kendine özgüdür ve bazı dış etkenlere bağlı olarak gün içerisinde değişkenlik gösterebilir. Yine de termometreyle belirli aralıklarla sağlıklı bir ölçüm yapıp, çocuğunuzun normal vücut ısısını belirlemeniz içinizi rahatlatmak açısından önemlidir. Ancak ölçümler sonucunda vücut ısısı normal değerin üstünde çıkıyorsa, bu durumda ateşten söz edilebilir. Ve ateşe eşlik eden başka bulgular da varsa, bu belirtiler hastalıkların habercisi olabilir.

Çocuklarda ateşin nedenlerini ve ateşin yükselmesi durumunda alınacak önlemleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak Bulucu'dan öğrendik. Ayrıca ateş ölçerken dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar da var. Özellikle vücut ısısını ölçmeye yarayan termometreler bebekli ve çocuklu ailelerin önemli ihtiyaçları arasında yerini alıyor.

Oyuncak seçerken bunlara dikkat!

Günümüzde oyuncaklar giderek daha karmaşık bir yapıda karşımıza çıkıyor. Bu durumda çocuklarımızın yaratıcılığını artırmak, ruhsal ve bedensel gelişimine katkıda bulunmak istiyorsak, oyuncak seçerken nelere dikkat etmeliyiz?

Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tosun Yalçınkaya ile okul öncesi çocuğun oyun ihtiyacı ve anne-babaların oyuncak seçerken dikkat etmeleri gereken noktaları konuştuk.

Oyuncaklarla oynamak çocuğun kişiliğini nasıl etkiler?

Oyuncak, çocukların çevrelerini, yani dış dünyayı ve insanlararası ilişkileri mümkün olduğu kadar mantıki bir şekilde anlama, kavrama ve yorumlamalarına yardımcı olan bir eğitim aracıdır. Oyun, kendi içinde bir bina ise oyuncaklar da binanın tuğlalarıdır.

Evlenmeyen veya evlenemeyenlerin psikolojileri

Başta aile olabilmek, Neslin devamını sağlayabilmek ve mutlu bir hayat yaşayabilmek için evliliğin çok önemli bir ihtiyaç olduğunu, üstüne basa basa anlatmaya çalışıyoruz.

Hayati önem taşıyan bu görevi, sağlıklı her insanın yerine getirmesi dinimizce de emrediliyor. Nasıl ki her şeyin, bir zamanı varsa, evlenmenin de bir sırası bir zamanı vardır. Vakti zamanı gelen her erkek ve kadın, fiziksel ve sosyal olgunluğa ulaştıktan sonra mutlaka evlilik arayışı içerisine girmelidir.

Uzmanların, sosyologların ve psikologların ortak tespitlerine göre; erken yaşlarda evlenmek nasıl sakıncalı bir durum ise, evliliği ileriki yaşlara ertelemek de aynı şekilde sakıncalı ve tehlikelidir.

Çocuk babanın yakın ilgisine muhtaç

Babasına her defasında, “Büyüyünce senin gibi olmak istiyorum” diyen bir erkek çocuk ile babası arasında geçen hikaye, erkek çocukların babanın yaşantısını ne ölçüde taklit ettiklerini izah eder. Babanın anlatımıyla aktarılan hikaye şöyle devam ediyor: Bir gün, çocuğum doğdu. O dünyaya geldiğinde, yetişmem gereken iş toplantıları, seyahatler ve ödenmesi gereken faturalarla meşguldüm. Ben uzaklardayken o yürümeyi öğrendi, konuşmayı da. Biraz büyüdüğünde “Senin gibi olmak istiyorum baba” demeye başladı. İşyerine telefon açıp “Baba eve ne zaman geleceksin?” diye sorardı. “Ne zaman geleceğimi bilmiyorum oğlum ama geldiğimde birlikte güzel bir vakit geçireceğimizden emin olabilirsin” derdim.

Yıllar öylece geçip gitti. Oğlum on yaşına geldi. Ona güzel bir top aldım. “Top için teşekkürler baba!” dedi, “Haydi oynayalım” diye ısrar etti. “Bugün olmaz, haftaya tamam mı?” “Tamam” dedi fakat yüzündeki gülümseme eksilmedi. “Büyüyünce baba” dedi, “Ben de senin gibi olmak istiyorum.” Oğlum önce ilkokuldan, sonra liseden, sonra üniversiteden mezun oldu. Bu durumda başka birçok baba gibi benim de söylemem gereken bir şeyler vardı. “Seninle gurur duyuyorum” oğlum dedim. “Gel şöyle biraz oturalım, sana diyeceklerim var.” Başını salladı, gülümseyerek: “Arkadaşlara sözüm var baba” dedi. “Sen arabanın anahtarlarını verebilir misin? Sonra görüşürüz, olur mu?”

Hamileyim! Peki şimdi Ne Olacak?

Hamilelik düşüncesine ne kadar hazırlanırsanız hazırlanın, bunu doktorunuzun ağzından duyduğunuz ya da o minicik keseyi ultrasonda gördüğünüz anda hissettiğiniz heyecana endişeli sorular eklenir: “Bebeğim sağlıklı doğacak mı? İyi bir anne olabilecek miyim? Onu imanlı ve ihlâslı yetiştirebilecek miyim? Bebeğimizin olması eşimle ilişkilerimi nasıl etkileyecek?”

Hamilelik bir tür “kendini yeni bir gözle değerlendirme” sürecidir. Bedendeki değişiklikler, aile ilişkileri, bebeğin sağlığıyla ve gelecekle ilgili kaygılar bu süreçte hayatın yeni bir anlam kazanmasına neden olur.

Bir kadının hayatı, hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren değişir. Gebelikle birlikte kadının başrolde olduğu yeni bir durum söz konusudur. “Annelik” rolünü, küçük yaşlarda evcilik oyununda annemizi taklit ederek öğreniriz. Hamilelik döneminde, doğum ve doğum sonrasında kendi annemizin anneliğini sorgular, hatırlar, yeniden gözden geçirir ve farklı bir düzleme oturturuz.

Birlikte ibadet etmek aileyi güçlendirir

Eşler arasındaki ortak alanları artırmak, yeni paylaşım anları oluşturmak evlilikte bağlılığı ve muhabbeti pekiştiren önemli etkenlerden. Karı-kocanın ortak beğeni sahibi olması, hayata aynı gözle bakabilmesi, uyumlu olabilmesi bu anlamda çok önemli. Ne var ki hiçbir çiftin bire bir aynı şeylerden hoşlanması, her zaman birlikte aynı faaliyetleri yapması mümkün değil. Fakat güzel bir kulluk içinde, ibadetlerle süslenmiş bir yaşamı kendilerine gaye edinen çiftler son derece hayırlı bir noktada birleşiyor. Dünya ve ahiret kazancı adına belki de en üstün güzelliklere böylece ulaşmış oluyor.

İki dünya saadetine ulaşma hedefi ile kurulan evliliklerde eşler birbirlerine her konuda destek vermeye çalışırlar. Dünya işlerinde olduğu gibi ahiret sermayesi olan ibadetler konusunda da birbirinin destekçisi olan karı-koca mutlu, huzurlu ve sevgi dolu bir evliliği daha çabuk elde etme fırsatına sahip olur. Zira ibadetlerdeki ruhu ve kalbi besleyici manevi güç, insan tabiatındaki kötü huyları törpüler. Kötülüğe sevk eden nefis ve şeytana karşı panzehir, Allah’a yakınlaştırıcı bir güç olur.

Çocuklarımız Neden Doyumsuz?

Çoğu anne baba çocuklarını üzmemek için her istediklerine “evet” demekten kaçınmaz ve onların doyumsuz bireyler olarak yetişmelerine neden olur. Böylece evlatlarımız hayatlarını yönlendirme konusunda yetersiz kalıp, kendilerini ciddi sorun yumakları içinde bulur. Zira bugünün doyumsuz çocukları, geleceğin tatminsiz bireyleri olmaya adaydır. Bu tatminsizlikleri her şeye yansır. Elindekilerle hiçbir zaman yetinmez, hep daha fazlasını ve daha yenisini isterler. Bu sayede tatmin olacaklarını sansalar da, arzu ettikleri şey, elde edildiği andan itibaren hemen eskir ve değersizleşir. Bugün oyuncaklarını kolayca eskiten ve atan çocuk, yarın hayatındaki insanları da kullanılıp tüketilecek bir eşya gibi görmeye başlayacaktır.

Doyumsuz olarak yetişen çocuklar sorunlu kişilikler sergiler. Fedakarlık yapamaz, sıkıntıya gelemez, sorumluluk alamazlar. Şükretmek ve sabretmek onlar için çok uzak kavramlardır. Bencil ve tahammülsüzdürler. Kolay kolay sağlıklı bir ilişki kuramazlar. Başta ebeveynleri olmak üzere herkesle sorun yaşarlar. İnsanlığın kendi emirlerinde olduğunu düşünürler. Dünyanın etraflarında döndüğü varsayımıyla herkesten özel ilgi ve saygı beklerler. Bunu göremediklerinde ise depresif ve mutsuz olurlar. Böylece iş ve sosyal yaşamlarında, beklenilen başarıyı gösteremeyen bireyler olarak yetişirler.

Yeni Fatih’ler Yeni Osman’lar yetiştirmek bizim elimizde

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk. Pek çoğumuz, büyüklerimizden, daha 4 yaşında Kur’an’ı ezberleyenlerin, küçük yaşta ilimde yol kat edenlerin hikayelerini dinlemiş ve bunların nasıl olup da mümkün olduğuna hayret etmişizdir. ‘Onlar geçmişte kalmış, şimdi öylesi nerede?’ diyorsanız, yanılıyorsunuz. Bakın bugünlerde 6 yaşındaki Zeynep’in Kur’an’ı hatmetmesi, çevresindekileri hem şaşırtmış hem sevindirmiş durumda. Çocuk anne karnındayken ve daha öncesinde hâl, tavır ve meşguliyetlerine dikkat edenler, çocuklarında bunun tesirlerini belirgin şekilde gördüklerini söylüyorlar.

Evliliğe çok temiz ve güzel niyetlerle adım atmış olan Yasemin Hanım, evliliğinin ilk yıllarını, güzel geçen hamilelik dönemini ve ilk çocuğundaki farklılıkları anlattı bize. Evliliğinin çok bereketli geçen ilk yıllarında Yasemin Hanım ve eşi, akşamları evde Kur’an okuyor, tefsir ve hadisle meşgul oluyorlarmış. Yasemin Hanım, özellikle hamilelik döneminde, çokça Kur’an okuduğunu, namazlarında dikkatli ve devamlı olduğunu anlatıyor.

Çocuğunuzu tehdit eden zehirler

Neşeli bir hafta sonu pikniğinin oğlunun ısırdığı zehirli bir mantar ya da küçük kızını sokan bir grup arı yüzünden kâbusa dönüşmesini kim ister?

Küçük afacanlar göz açıp kapayıncaya kadar bir avuç hapı yutabilir, çamaşır suyunu kafasına dikebilirler. Kibritleri ağzına sokabilir, naftalinin tadını merak edebilirler.

İki uzman doktor Dr. Yusuf Cem Kaplan ve Dr. Ömer Demir’in anne babalar için hazırladığı ''Çocuğunuzu Tehdit Eden Zehirler'' kitabı, çocuğunuzun başına gelebilecek tüm olası zehirlenmeleri ve alınabilecek tedbirleri içeriyor.

Rehber, ilaçlardan evde kullanılan kimyasal temizlik maddelerine, gaz ve ağır metallere kadar “zehirlenme potansiyeline sahip” tüm şüphelileri inceliyor. Dr. Yusuf Cem Kaplan ve Dr. Ömer Demir, anne-babalar için hayati önemde soruları yanıtladı:

Küçük Çocuklarda Anneden Ayrılma Endişesi

- Anneleri tuvalete girdiğinde bile kapının önünde durup ağlayan, anneleri dışarı çıktığında bir daha geri gelmeyeceğini düşünen çocuklar vardır. Böyle bir durum neden görülür?

Özellikle 1 yaşını tamamladıktan sonra çocuklarda yoğun bir ebeveynden ayrılma endişesi gözlemlenir. Annenin işe gitmek ya da alışverişe çıkmak gibi günlük işler için çocuktan ayrılmasının ötesinde, tuvalet girmesi bile sorun olmaya başlar. Çocuk güçlü bir şekilde ağlayarak annenin gözden kayboluşuna tepki gösterir. Aslında çocuğun bu protestosu, ayrılıkla başa çıkabilmek için kullandığı sağlıklı bir yöntem olarak değerlendirilmelidir. Çocukların 13-14 aylık dönemden itibaren istek duygusu ve kendini ortaya koyma ihtiyacı yükselir. Ayrıca, ilk defa sevdiği kişilerin yanında olmadığı zamanlarda başka bir yerde var olmaya devam ettiğini algılamaya başlar. Bu gelişim düzeyine ulaşmış bir çocuk doğal olarak annesiyle birlikte olmayı ister.

Aile ve iş yaşamını dengelemek için tavsiyeler

Çalışan yetişkinler olarak, yaşamımızda hassas dengeler gerektiren iki önemli alan yer alıyor: iş yaşamı ve aile yaşamı. Bu iki alanda kontrol edilemeyen çatışmalar meydana geldiğinde, aile ve iş yaşamının her ikisi de etkilenir.

İş/Aile bağı üzerine üç prensip

Stres, genellikle iş ve aile sorumlulukları arasındaki çatışmadan ortaya çıkar. Bu çatışmaların altında yatan üç prensip şunlardır;

1. İş ve aile ortamları, çatışma için, hazır potansiyellerdir.

Emziği bala şekere batırmayın

Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Küçükeşmen, emziklerin bal, pekmez ve şekere batırılması ile yere düştükten sonra bir erişkinin ağzında temizlenerek tekrar çocuğun ağzına verilmesinin, diş problemlerine yol açtığını söyledi.

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Küçükeşmen, emziklerin bal, pekmez ve şekere batırılması ile yere düştükten sonra bir erişkinin ağzında temizlenerek tekrar çocuğun ağzına verilmesinin, diş problemlerine yol açtığını bildirdi.

Küçükeşmen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, annelerin bilinçsiz davranışlarının çocukların küçük yaşta diş problemleri yaşamasına neden olduğunu söyledi.

Bebeklere verilen emziklerin, kullanım aşamalarında yaşanan yanlışlıkların, ağız ve diş sağlığı açısından ileride büyük sorunlara neden olabileceğine dikkati çeken Küçükeşmen, ''Bal veya pekmeze batırılan ya da yere düştükten sonra erişkinin ağzında temizlenerek çocuğa verilen emzikler, çocukların küçük yaşta diş problemleri yaşamasına neden oluyor. Bu, çocuğun ağzında mikroorganizmaların oluşmasına sebep oluyor'' dedi.

Sorunlu hamilelik bebeğin kalbine zararlı

Hamilelikteki sorunlar bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Pediatrik Kardiyoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Ertuğ, hamilelikteki sorunların bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkileyebildiğini bildirdi.

Hamilelikteki sorunlar bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkileyebiliyor.
Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Pediatrik Kardiyoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Ertuğ, hamilelikteki sorunların bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkileyebildiğini bildirdi.Prof. Dr. Ertuğ, doğuştan kalp hastalıklarının sadece yüzde 5′lik kısmının nedeninin bilindiğini, hastalığın, çok faktörlü hastalıklar grubuna girdiğini ifade etti.

Doğuştan kalp rahatsızlıklarında annenin hamilelik döneminde karşılaştığı sorunların da etkili olduğunu vurgulayan Ertuğ, gereksiz ilaç kullanımının anne karnındaki bebeğin kalp gelişimi üzerinde olumsuz etkileri bulunduğuna dikkati çekti. Bu etkilerin oluşmasında epilepsi ilaçlarının başta geldiğini belirten Halil Ertuğ, ayrıca gebelik kusmaları için kullanılan bazı ilaçların da doğuştan kalp hastalıklarının oluşmasında etkisinin olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

Çocuklar da el yıkama alışkanlığının önemi

Çocuk, dünyaya gizemli bir paket içinde gelmiş bir armağan gibidir. Zaman geçtikçe o paket yavaş yavaş açılır, büyür, serpilir, gelişir. Bizler bu paketten neler çıkacağını her zaman bilemeyiz. Fakat zaman içinde sahne arkasını görebiliriz. Bu süreç tam da bir tohumun ne ağacı olacağını başlarda bilemezken, filizlenip büyümeye başlarken ne ağacı olduğunu anlayabilir, ihtiyacına göre ona en iyi suyu ve gübreyi bulabiliriz.

Batılıların dediği gibi, çocuklarımız bize ‘kullanma klavuzu’ ile gelmiyorlar. Anne-babaların görev bu noktada çocuğun dünyayı nasıl algıladığını ve tepkilerini hangi süreçlerden geçirerek verdiğini anlamaya çalışmaktır. Her ne kadar ‘kendi çocuğumuzu’ en iyi tanıyan kişi olduğumuzu düşünsek de, anne ve baba olmanın getirdiği bazı küçük körlükler yüzünden çocuğumuzla ilgili kimi noktaları istesek de göremeyiz.

Onların bizi her zaman gözlemlemediğini düşünebiliriz ya da gözlemleseler bile algılamadıklarını düşünürüz. Çocuğumuzun el yıkama alışkanlığı da bu örneklemelerin içine alınabilecek en güzel davranımlardan bir tanesidir.

Oyuncaklar neden bu kadar önemli?

Zaman zaman anne babalar için gereksiz görünebilen bu oyuncakların herbirinin çocuk gelişiminde ayrı bir yeri ve önemi var…

Çıngıraklar, bez bebekler, uzaktan kumandalı arabalar; çocuğunuzun oynadığı tüm oyuncaklar onun meslek seçimini dahi etkileyebilir. Dolayısıyla çocuklar için oyuncak seçimi oldukça önemli bir konudur. Memorial Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Abdurrahman Yıldırım, oyuncakların çocuk gelişimindeki önemini ve dikkat edilmesi gerekenleri anlatıyor.

Oyuncak, çocukta merak uyandırmalı, kasları çalıştırmalı, girişimciliği ve hayal gücünü arttırmalı. Daha da önemlisi çocuğu problem çözmeye yönlendirmelidir. Bu nedenle çocuk için en iyi oyuncak tekrar tekrar oynamak istediği ve her defasında daha fazla haz aldığı oyuncaktır. Evde bulunan kaplar, makaralar, hamurların tümü çocuğa istediği gibi şekillendireceği bir oyun ortamı sağlar. Oyun çocuğa yaşam deneyimi sağlayarak, kendini farklı durumlara uyarlamasına da yardımcı olur.

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: