warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/private_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Iletişim

Çocuğu Tanımak

Çocuğu anlamak ve onunla anlaşmak sanıldığı kadar kolay değildir. Çocukla yaşadığımız bütün çatışmaların temelinde onu yeterince tanımamak yatar. Vaktiyle çocuk psikolojisine ait okuduğum İngilizce bir kitapta yazar konuya İncil´den aldığı bir cümleyle başlıyordu. Hatırladığım kadarıyla cümle şöyleydi: "Eğer çocuğunuzla konuşurken ona benzemezseniz; gökler âlemi size kapanır." Peygamberimiz bunu daha sâde bir dille anlatır ve der ki: "Çocuğu olan onunla çocuklaşsın."

Burada çocuklaşmaktan kastedilen şey, çocuk gibi davranmak değildir. Çocuklaşmak demek, onun zihin ve ruh yapısını bilmek ve buna göre davranmak demektir. Çocuğu eğitirken onunla yaşadığımız bütün çatışmaların ve problemlerin altında bu bilgisizlik yatar.

Evlenme çağına gelen çoğu gençlerimiz çocuk psikolojisine ve eğitimine dair hiçbir bilgiye sahip olmadan, bu konuda bir tek kitap okumadan evliliğe adım atıyorlar. Çocuk sahibi oldukları zaman da anadan babadan gördükleri gibi, geleneklere göre, onu eğitmeye çalışıyorlar.

Çocuklarınızı Anlıyor musunuz? Yoksa...


 
İletişim ne zaman başlar?Dünyaya merhaba diyen bir bebeğin ilk nefesi ve ilk ağlaması ile.Verdiği mesaj ise, Ben buradayım! Benimle ilgilenin! Benim ihtiyaçlarımı giderin! Ve karşılık gecikmez.Bebek annenin göğsüne yatırılır ve yaşamı boyunca unutamayacağı sıcaklığı,şefkati,anne kokusunu yüreğine yerleştirir. Evet!.. annenin bebeğine dokunması geçmişte düşünüldüğünün aksine çok önemlidir.Çünkü bebek dokunma sayesinde dünya ile ilişkide olma durumunu keşfeder ve diğer insanlarla nasıl iletişim kurulacağını öğrenir.Çocuğa sevgi gösterilmesi,ihtiyaçlarının karşılanması yada ağladığında önemsenmesi iletişimin en önemli unsuru olan özgüvenin temelini oluşturur.
 

Nasıl Bir Anne - Babasınız? (1)

 Ailede, anne baba ile çocuk arasındaki iletişim ve anne babanın disiplin anlayışı, çocuğun eğitiminde önemli bir yer tutar. Anne babanın çocuklarıyla arasındaki ilişkilerine ve disiplin anlayışına göre, aileler, değişik şekillerde sınıflandırılmıştır.
 
Genel olarak aile ortamını sağlıklı ve sağlıksız olarak ayırabiliriz. Sağlıklı ailede bireyler, doğru bildiklerini söylemekte ısrar edebilir ve gerçekçi olmaya özen gösterir; kendi düşünce, duygu ve davranışlarından kendilerini sorumlu tutarlar. Sağlıksız ailede ise, bireyler dıştan denetimli kişiler olarak yetişir.
 
 
 

Çocuklarınızı Siz Dinlemezseniz Onlar Kendilerini Dinleyecek Birini Mutlaka Bulur

Toplumumuzda karşılaştığımız en büyük problemlerden biri aile içi iletişimsizliktir. Birçok problem başarılı bir iletişimle çözülebilecekken birbirini anlayamama sorunları çözümsüz hale getiriyor. Çocuklarını dinlediğini ve tanıdığını sanan anne babaların bile onlara yeterince yakın olmadığını görüyoruz. Peki gençlerle daha iyi iletişim kurabilmek için onları nasıl dinlemeliyiz?Gençlik dönemi,bireyler için çok önemli yılları kapsar.Çünkü ileride şekillenecek tüm ruhsal ve psikolojik sorunlar bu yıllarda başlar, ya da ortaya çıkar.Bu yıllarda çocuklar üzerinde etkin bir kontrol mekanizması kurulur ve takipleri yapılırsa, birçok problemin önüne erkenden geçmek imkanı önümüze çıkar.Ergenlik çağı, gencin yeni arayışlar içinde olduğu bir çağdır.Genç her şeyden önce kendini aramaktadır.Kendi kişiliğine çeki düzen vermeye çalışır.
 

Çocuğumuzu Olduğu Gibi Kabul Ediyor muyuz?

Küçücük yavrunuzu kucağınıza ilk aldığınızda; onları ömür boyu gönüllü olarak kabullenirsiniz. Farkında mısınız? Bu öyle bir kabullenmedir ki,onlar gelişip sizin gibi yetişkin olana kadar devam eder. Zorlu bir seyahat;çünkü,zaman zaman çocuklarımızın yetişmekte olan, farklı bireyler olduğunu unutur, bizim gibi düşünmelerini , hayallerimizi gerçekleştirmelerini bekleriz....Niçin? Çünkü onlardan kendimizin gerçekleştiremediği beklentilerimiz vardır. Çocuk aile büyüğünden farklı düşünüp,farklı duyup, farklı algılayabilir. Ancak çocukların olaylara biz büyükler gibi koşullanmış gözlerle değil, saf ve çocuksu bir bakışla baktıklarını,duygularının daha katıksız olduğunu düşünmek veya çocuğun farklı bir yapı ve bünyeye sahip olabileceğini kabul edebilmek?
 

 

Gençlik Dönemindeki Çocuklarımızla İletişim

 İnsan hayatının en zor dönemlerinden biri de ergenlik ve gençlik dönemidir. Benim ergenlik ve gençlik dönemine verdiğim ad, “gıcıklık”1 dönemidir. Bu dönemin özelliklerini bilip ona göre davranmak gerekir.
 
 
 
Ergenlik dönemine ulaşan birey, doğru ve yanlışı, sosyal düzenin yasa ve kurallarıyla değil, bizzat kendi vicdanıyla ve kendi geliştirdiği ahlâk ilkeleriyle tanımlar. Ahlâk ilkeleri, sadece kendisi için değil, herkes için geçerli ve evrensel değerler üzerine kurulmuştur. Böylece birey, yalnız kendini değil, başkalarını da dikkate alan, yüksek düzeyde bir ahlâkî yargı geliştirir. Çocuğun olgunluğa yönelik psikolojik gelişimi, 13 ile 21 yaşları arasındaki ergenlik döneminde tamamlanır. Ergenlik öncesi çağ, ergenlik boyunca olacak değişimlere temel olan bir dönemdir.
 

Anneme Babama Mektup Ben Gencim

Ben gencim, bana bir şeyler oluyor. Boyum büyüyor, gelişiyorum, boyumun büyüdüğü tepeden bakınca her şey değişik görünüyor. Kabıma sığmamaya başladım. Duygularım boyumdan da hızlı büyüyor, dur durak bilmeden koşuyor ve daldan dala konuyor.“Babam annem çok cahil, kimse bir şey bilmiyor ve ben aslında çok şey biliyorum oysa kimse beni dinlemiyor ve anlamıyor” gibi geliyor bana. Ben gencim, evet kabıma sığamıyorum, kendime yeni bir duruş, yeni bir tarz oluşturma ihtiyacındayım. Evde duramıyorum. Arkadaşlarım benim her şeyimmiş gibi geliyor. Onlarla gece gündüz otursam, konuşsak, hayal kursak, çocuklar gibi koşup zıplasak ve kimse bana karışmasa istiyorum. “Boyun büyüdü, koca adam oldun” diyorlar bana, oysa içimdeki çocuk hâlâ at koşturuyor.
 

Aşırı endişe duygusu

Sekiz yaşında bir erkek çocuğu sürekli kâbus görmekte ve aşırı derecede tedbirli davranmaktadır. Caddede karşıdan karşıya geçmek bile olay haline gelmiştir. Geceleri odasının lambasını açık bırakmaktadır. Anne ve babası durumdan çok rahatsızdır, çünkü çocuk birkaç ay sonra izci kampına gidecektir.

Konuş

Anne ve babası kendisini korkutan şeyler hakkında konuşması için çocuğu teşvik edebilir ve onunla kendilerinin çocukken yaşadıkları benzer deneyimlerini onunla paylaşabilir. Onların yardımıyla çocuk birkaç ay önce meydana gelen dedesinin ölüm olayı hakkında konuşmaya başlar. Anababa bu olayın çocukta hayaletler ve ölüm korkusunu başlattığını ortaya çıkarır.

Düşün

Bu aşamada anababa çocuğa şöyle yardım edebilir:

- dedesiyle ilgili özel anılarının bir listesini yapmak
- dedesi odasında bir hayaletle karşılaşsa ne yapardı
- kendisini güvende hissedebilmesi için yardımcı olan insanları düşünüp ölüm korkusunu unutmak

Harekete geç

Uzun süreli hedef: izci kampına gitmek Kısa süreli hedefler:

Destek olma

Her ne kadar arka plana çekilmeye ve çocuğumuzun kendi sorununa kendi çözümlerini getirmesi gerektiğine karar versek de, ona destek olmak gibi çok önemli bir rolümüz de vardır. Onu teşvik edebilir, ağlaması için omuzumuzu hazır tutabilir ya da onu kutlamak veya başarısını paylaşmak için bir kenarda beklediğimizi söyleyebiliriz.

Umarım çocuğunuzla olan ilişkiniz ona, onu desteklediğiniz ve sonuç ne olursa olsun yanlarında olduğunuz gibi bir izlenim veriyordur; fakat acaba o buna yürekten inanıyor mu? Çocuklar bir sorunları olduğu zaman, bazen bizlerin hep yanlarında olduğumuzu unutuverirler. Bu durum, özellikle de herkesin kolaylıkla çözebildiğine inandıkları bir sorunu çözemediklerinde ve bu nedenle kendilerini "aptal" hissettiklerinde geçerlidir. (Ayakkabılarının bağcıklarını bağlamaları için verdiğiniz mücadeleyi anımsıyor musunuz?)

Bu nedenle, çocuğunuz herhangi bir sorunu çözmeye çalışırken, ona destek olduğunuzu açıklıkla ifade edip etmediğinizi kendinize sorun. Örneğin:

Pozitif olma

Çocuklarınızın okul yılları boyunca (ve ilerideki yıllarda) sıkıcı bulabilecekleri (eminim dinleyenler için de aynı şey geçerlidir) konular da dahil olmak üzere her konuda konuşma yapmaları gerekir. Bu yüzden, onlara bu tür fırsatları, becerilerini pozitif sunular yapmak için değerlendirmelerini önerebilirsiniz. Böylelikle, herhangi bir konuda konuşurken, kendilerine güvenerek konuyu çok daha ilginç bir hale getirebilir. Televizyondan iyi örnekler göstererek, şu tür özellikleri taşıyan konuşmacıları dinlemenin ne kadar zevkli ve ilginç olduğunu vurgulayın:

a) gülümsemek ve rahat görünmek

b) güçlü ve canlı bir ses tonuyla konuşmak

c) kullanılan sözcükler ve bakışlarla dinleyenlerle iletişim kurabilmek ve bundan zevk almak

d) konuşmaya pozitif bir mesajla başlayıp, bitirmek ("Fazla zamanınızı alıp sizleri sıkmayacağım" ya da "Artık beni dinlemekten bıkmışsınızdır." gibi kendinizi küçük gören ifadeler kullanmayın.)

Hazırlık yapma

Çocuklarınızı, güzel konuşan insanların bile, toplum önünde konuşma yaparken kendilerine güvenemeyebilecekleri konusunda ikna edin. Kendine güvenen insanların büyük çoğunluğu "konuşmadan önce düşünür" ve yapacakları herhangi bir konuşmadan önce ellerinden geldiğince çok hazırlık yapar. Bu nedenle çocuklarınızı hazırlık yapmaya ne kadar erken yaşta alıştırırsanız, o kadar iyi olur.

Çocuğunuzun okuldaki öğretmeninin bu konuda her şeyi yapacağına güvenmeyin, ister, sınıfta geçmiş yaz tatili hakkında konuşacak olsun, ister bir araştırma projesinin sunusunu yapacak olsun, şu konularda onları teşvik etmek (ya da öğretmek) için yeterince zaman ayırın:

a) konusu hakkında ciddi ve yaratıcı bir biçimde düşünmeli
b) dinleyicilerinin gereksinimlerini ve ilgilerini göz önünde bulundurmalı
c) notları ve görsel malzemesi çok net ve okunaklı olmalı

Pratik yapma

Çocuklarınıza, ne kadar pratik yaparlarsa, fikirlerini o kadar iyi savunabileceklerini anlatın. Kendilerini engelleyen fiziksel bir neden olmadıkça, herkesin konuşma sanatını öğrenebileceğini anlatın.

Sizlerin de, pratik yapma konusunda şunları bilmeniz gerekir:

a) Yapılan iş ne kadar eğlenceli olursa, çocuklarınız da o kadar çok şey öğrenecektir.

b) Ne kadar erken yaşta başlarsanız, bu hem sizin için, hem de onlar için o kadar kolay olur.

İletişim Becerisi ve Kendini Tanıtabilme

Kendine güvenen insanların gereksinim duyacağı en önemli özelliklerden birisi insanlarla iyi iletişim kurabilmektir. Ancak, maalesef bu beceri doğuştan gelmez, sonradan edinilir. Bu bölümde, çocuklarımızın belli başlı iletişim becerilerinin en önemlilerinden birkaçını çocuklarımızın aktif olarak kullanabilmelerine nasıl yardımcı olabileceğimize bir göz atacağız. Eminim sizler de benim gibi, bu becerileri çocukluğunuzda öğrenmediniz. Eğer öyleyse, neden önce siz bu becerileri edinmeyi denemiyorsunuz? Daha önce de belirttiğim gibi, çocuklarınıza model oluşturmanız, kullanacağınız pek çok yöntemden çok daha etkili olacaktır.

Çocuğunuzun Dış Özgüvenini Geliştirmesine Nasıl Yardım Edebilirsiniz?

Bu bölümde, çocuğunuzun dış özgüven için gereken şu dört önemli niteliği kazanması için çalışacağız:

• iyi iletişim kurabilme
• Kendini iyi tanıtabilme
• Kendini iyi ifade edebilme
• Duygularını kontrol edebilme

Çocuğunuz ileride ıssız bir adada tek başına yaşamayı seçmezse ve onun iç özgüveninden tam olarak yararlanabilmesini istiyorsanız, bu niteliklerin her birini kazanması gerekir.

Çocuğunuzun sizinle ve yakınındaki diğer insanların yardımıyla erken yaşlarda edindiği iç özgüvenin niteliklerinin tersine, yukarıda adı geçen niteliklerin büyük kısmı evin dışında, özellikle de okulda ve medya gibi diğer sosyal öğreti kanalları yoluyla edinilir. Artık, pek çok gelişmiş ülkede iç özgüvenin bu tür niteliklerinin çocuklara kazandırılabilmesi amacıyla öğretmenlerin eğitimine büyük paralar harcanmaktadır. Dolayısıyla çocuğunuz matematik, fizik ve ingilizce derslerinin yanı sıra dinleme, bildiri sunma, eleştirilerle başa çıkma gibi konularda da ders alıyor olabilir.

Duygularının farkına varmasına yardım edin

Çocukların duygularını kontrol edebilmelerini kısmen genleri belirler. Kimi çocuklar tüm duygularını rahatlıkla dışavurabilirken, kimileri duygularını pek ifade edemez. Çocuğun, duygularını ifade şekli ne olursa olsun, iç özgüvenlerinin, duygularının farkında olması çok önemlidir. (Bu, çocuklara duygularını iyi bir şekilde ve uygun bir dille ifade edebilmelerini öğretecektir. Bu konuya 11. Bölümde tekrar değineceğim.)

Çocukların duygularının farkına varmalarının en iyi yollarından biri, önce sizin kendi duygularınızı açmanız ve onunla paylaşmanızdır. (Örneğin, "Sabahtan beri yağmur yağıyor. Bıktım artık. Sen de benim gibi mi düşünüyorsun yoksa senin için farketmiyor mu?")

Bir başka yol ise, sözsüz davranışlarını gözleyip, aşırıya kaçmadan yorumlamanızdır. ("Sesin bana biraz durgun geliyor. Gerçekten bu işi yapmaktan memnun musun?" ya da "Burcu´yla konuşurken kaşların çatıktı. Aranızda ters bir şey mi oldu yoksa bana mı öyle geldi?")

Kendisinin farkına varması için resim, oyun ve tiyatro gibi etkinlikleri kullanın.

Çocuğunuzu tanıyın

Babam her şeyi benim iyiliğim için yaptığını ve beni sevdiğini söylerdi. Hâlâ beni sevdiğine inanamıyorum, beni tanımıyordu ki.

Özgüven Geliştirme Kurslarına katılan bir öğrenci

İşte size özgüven eksikliği sorunu olanlar arasında çok yaygın bir yorum daha. Çocuğumuzu tanımaya çalışmak, hem onu gerçekten sevdiğimizi göstermenin bir yolu, hem de onun kendisini tanıması için uygun olan ortamın hazırlanmasıdır. Kendilerine çok yakın hissettikleri için, ana-babaların çoğu çocuklarını çok yakından tanıdıklarına inanır ve çocuklarının kendilerinin bir kopyası olduğuna dair yanlış bir inanışa kapılır. Ancak, çocuklar ergenlik dönemine girip, gerçek kişiliklerini ortaya koymaya başlayınca, ana babalar "gerçek" çocuklarıyla yüz yüze gelir. Fakat, çocuğun özgüveni çok fazla zarar gördüyse, gerçek benliği hiçbir zaman ortaya çıkamaz.

2. Aşama: İçinizdeki yaralı çocuğu tanıyın

Son alıştırmada, terapi dünyasında adına kişiliğinizin "anababa" denilen kısmı üzerinde çalıştınız. Bu, sadece başkalarının gereksinim ve istekleriyle ilgilenen değil, aynı zamanda onları yöneten ve hükmeden kısmıdır. Şimdi de içinizdeki "çocuk"la ilgili kısmı inceleyelim. Bu terimi, diğer bütün çocuklar gibi, sizin de doğuştan getirdiğiniz ya birtakım "doğal" özellikler:

hazırcevaplık, meraklılık, sezgi, yaratıcılık, şakacılık, maceraperestlik, duyarlılık, güvenilirlik, bencillik,ya da çocukluğunuzun ilk yıllarında içinde büyüdüğünüz çevreye veya gereksinimlerinizin karşılanma (ya da karşılanmama) şekline karşı geliştirdiğiniz uyum özellikleri:

Uyum, boyun eğme, beceriksizlik, ilgi çekme ihtiyacı, daleverecilik, asilik ve korkaklıktır.

Dış dünyayla yeterince temasınız var mı?

Günümüzde pek çok ailede hem annenin, hem de babanın çalışması ve yaşamlarının çok stresli olması, evlerini sığınak gibi görmelerine neden olmaktadır. Diğer taraftan, çocukların bireyi oldukları ailenin, ileride çocukların da bir üyesi olacağı bir dünyadan kopuk olmaması gerekir.

Kendinize şu soruları sorun:

- Aileniz toplumla dostluk ve işbirliği içinde yaşama konusunda çocuklarınıza yeterli ve iyi bir model oluşturuyor mu?
- Aileniz çocuklarınızın geniş çevrelerini şekillendirmesinde etkin bir rol oynuyor mu?
- Değişik çevrelerden ve yeterli sayıda konuklarınız oluyor mu?
- Ailece evin dışında da yeterince vakit geçiriyor musunuz?

ALIŞTIRMA: Ailenin kontrolü

Bu alıştırmayı varsa, eşinizle yapın. Eşiniz bu konuda istekli değilse, ya da yalnız yaşıyorsanız, alıştırmayı tek başınıza yapabilirsiniz, ancak sonucu mutlaka yakın bir arkadaşınızla tartışın.

Her bir alıştırmayı yaparken, yukarıda ilgili bölümü okumanız gerekebilir.

Her biriniz ailenizin en önemli üç amacını yazın.

Yazdıklarınızı karşılaştırın, tartışın ve ortak bir amaç listesi yazın.

Etkin ve yeterli bir iletişim var mı?

Aileler farklı kuşaklardan oluştuğu için, iletişim konusunun sık sık sorunlara neden olması kaçınılmazdır. Aynı zamanda farklı cinsiyetlerin de birarada bulunması iletişimde sorunlar çıkması riskini daha da arttırır.
Daha önce de değindiğimiz bir başka önemli sorun ise, içimizdeki "otomatik pilotun (içgüdüsel anababa) devreye girip, kontrolümüz dışında sinyaller vermesidir.

Bu nedenle, aile bireylerinin birbirlerine gönderdikleri mesajların doğru anlaşılıp anlaşılmadığını düzenli olarak kontrol edilmesi gerekir. (Bu konunun anababanın en zor sorumluluklarından biri olduğunu düşünüyorum.) Bir kez daha ifade etmek isterim ki, her ailenin ve bu ailelerdeki her bir bireyin iletişim şekli bir diğerininkine benzemez. Kimileri birbirine göndermek istedikleri mesajı çok fazla sözcük kullanarak gönderirken, kimileri daha çok vücut dilini kullanır. Diğerleri eylemleri göz önünde bulundururken, bazıları yazılı dil kullanır. Bu nedenle de, mesajı hem gönderenin, hem de alanın tümü ile anlaması koşulu ile, hiçbir yöntem bir diğerinden daha iyidir demek olası değildir.

Kendine Saygısını Kazandıracak Bir Dil

İşte size çocuklarımıza yüksek sesle söylememiz gereken sözlerden birkaçı. Eğer aynı zamanda, ses tonunuz sevgi doluysa, gülümsüyorsanız, ona sarılıyorsanız, gözleriniz pırıl pırılsa ve heyecandan çığlıklar atıyorsanız, söylediklerinizin etkisi çok daha büyük olacaktır.

Olumlu duygulan paylaşmak
Seni seviyorum
Seninle beraberken çok mutluyum
Seninle oyun oynamaya bayılıyorum
Sana kitap okumak çok hoşuma gidiyor
Yaşamıma ne kadar neşe kattığını biliyor musun?
Bugünü seninle geçirmekten ne kadar mutluyum, biliyor musun?
Sen ...ken ne kadar mutlu oldum biliyor musun?
Sen ...ca ne kadar mutlu oldum anlatamam
... görünce seninle ne kadar gurur duydum anlatamam
Takdir ettiğinizi belirtme
Senin bu ... böyle yapman çok hoşuma gidiyor
Seni seviyorum, çünkü ...
Benim için çok önemlisin, çünkü ...
Senin ...e özel bir yeteneğin var
Bu dünyada senin gibisi yok, çünkü ...
Çok güzel gülümsüyorsun
Ne kadar duygulu şarkı söylüyorsun
Seninle beraberken çok iyi vakit geçiriyorum
Ne kadar yaratıcı gücün var. Şu yaptığına bak
Başkalarını incitmemek için ne kadar çaba harcıyorsun

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: