Muhteşem mutluluk sarayları kurabilirsiniz

Belki yeni evlisiniz, belki de aynı yastıkta nice yıllar geçirdiniz. Zaman zaman eşinizle yaşadığınız tartışmaları, anlaşmazlıkları ve huzursuzluğu düşünüp, kendi kendinize şöyle sordunuz mu hiç:

"Acaba yanlış bir evlilik mi yaptım? Neden mutluluk çiçekleri açmasını beklediğim güzel yuvamda hazan mevsimini yaşıyorum? Yemyeşil ağaçlarımın yaprağı neden dökülüyor? Hani muhteşem bir mutluluğu doyasıya yaşıyacaktım? Neden huzursuzum, mutsuzum, şevksizim?"

Evlendikten bir süre sonra kendi kendine bu tür sorular sormayan kimse neredeyse yok gibidir. Evlenen insan, özellikle ilk günlerin renkli ve neşeli gülücükleri geçtikten sonra evliliğini sorgulamaya başlar.

Neden birkaç kişiyle daha görüştükten sonra evlenmemiş de, hemen karar vermiştir? İlk görüştüğü kişiyle evlenseydi, daha mı mutlu olurdu? Acaba bu konuda annesini ya da babasını dinlemekle hata mı etmişti? Neden kendisine yalvarır gibi tavsiyelerde bulunan arkadaşına aldırmamıştı?

Daha bir yığın soru, beyninizi tırmalar durur. Yetmez, özlemler ve özenmeler başlar. Çevresindeki evli akraba veya arkadaşlarını düşünür: Ne kadar da mutlular, nasıl da candan davranıyorlar birbirlerine. Hele şu kocası öğretmen olan çift var ya, tıpkı çifte kumrular gibi. Ya şu çocukları lisede okuyan çifte hayran olmamak mümkün mü?

"Neden başkalarının yakaladığı mutluluğa bir türlü ulaşamıyorum? Neden kötü kader bir türlü peşimi bırakmıyor? Kısmetime razı olup boyun bükmekten başka çıkar yolum yok mu acaba?"

Evet, sonu gelmez bir sorgulama sürer gider yıllarca. Bir türlü gerçek sebebi ve çözümü bulamazsınız.

Kuşkusuz yaşadığınız sorunların ciddi sebepleri vardır. Ama bunları keşfetmekte zorlanırsınız. Kimse kendine toz kondurmaz çünkü. Eşler olağanüstü bir özveriyle yuvayı sürdürdüklerini düşünürler. Ellerinden geleni yaptıklarına, ama bir türlü sorunlarını çözemediklerine inanırlar.

Dört yıldır evli olduğunu belirten iki çocuklu bir erkek, "Eşimi hiçbir zaman sevemedim. Herhangi bir kötülüğü ve olumsuzluğu yok. Ama içimde bir heyecan, bir kıpırtı, bir elektriklenme olmuyor" demişti. Karşılıklı heyecan, coşkun bir sevgi, eşsiz bir mutluluk istiyordu. Çok isteyerek evlenmemişti. Aradığı elektriklenmeyi, zaman içinde bulabileceğini söylemişlerdi. Ama hayır, zamanla alışamamıştı. Şimdi ne yapsındı? "Boşanmak istemiyorum, çocuklarıma kıyamam. Kendisiyle evliliğe evet dediğim eşimin hiçbir günahı yok, ona da zulmedemem. İkinci bir evliliğe eşim ve çevrem razı olmaz" diyerek acı gerçekleri ortaya koyuyor ve "Ne olur, farklı bir çözüm yok mu?" diye yalvarıyordu.

Evlendiği günden beri acı çektiğini düşünen bir kadın, "Yedi yıl boyunca hiç sevmedim, hiç ısınamadım. Eşime bunu ifade etmedim, ama o sanırım hissediyor" demişti. Çocuklarına ve eşine acıyordu. Onların hiçbir günahı olmadığını kabul ediyor, ancak bir çözüm bulunmasını istiyordu.

Bu tür sorunlu ya da mutsuz evlilikleri çok fazla uzaklarda aramayın. Hatta çevrenize bile bakmaya gerek yok, içinize dönün. Yüreğinizden kopup gelen bir ses, "Daha fazla mutluluğu hak ediyorum. Çektiğim acıları yaşamamam gerekiyordu" diyor mu? "Neden eşimle anlaşamıyorum, neden içimde özentiler var, neden birbirimize karşı cıvıl cıvıl bir sevgiyle dolup taşmıyoruz? Allah'ım, idealimdeki mutluluk için her şeyimi verirdim" diye yalvarıyor musunuz?

Eğer bu tür soruların kıskacında bunalıyorsanız, umutsuz olmayın. Dışarıdan baktığınızda mutluluk kahkahaları atan her çiftin gerçekten huzuru yakaladığını da sanmayın. Önce gerçeklerle yüzleşin. Aradığınız uyum ve coşkunun, kendiliğinden gelip yüreğinize yerleşeceğini beklemeyin. Gökten düşen üç elmadan birisinin başınıza konup mutluluk getireceği, sadece masallarda var. Eğer o elmaların birinin de sizin yuvanıza düşeceğini beklerseniz, kıyamete kadar beklersiniz. Hem masallardaki mutluluklar bile katlanılan büyük ayrılıklar ve çekilen yoğun acılardan sonra gelmiyor mu?

Öncelikle eşinizi seçerken hata yaptığınız şeklindeki sonu gelmez sorgulamaları bırakın. Elbette seçimi yaparken, çevrenizin, ailenizin, arkadaşlarınızın etkisi oldu. Belki bazı baskı veya tavsiyeleri aşamadınız. Hem kaderin etkisi de inkâr edilmez bir gerçek. Ama artık geçmişte değiliz. Eş seçiminin mutluluk üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Ne var ki, siz o hakkınızı kullandınız ve bugün buradasınız. Her şeyi bugünkü şartlarıyla düşünmelisiniz.

Öncelikle şunu reddetmeyin: Her şeye rağmen kabul eden ve nikâh masasında "Evet" diyen sizsiniz. Dünyanın her yerinde sorumluluğu, "Evet" diyene yüklerler. Kabul etmeniz için alnınıza tabanca bile dayamış olsalar, neticede ölüme karşı bu evliliği tercih etmiş oldunuz.

Bazı kimselerin eşlerini seçmekte hiçbir etkileri olmayabilir. Söz gelişi, Hz. Âdem bile eşini kendisi seçmemiş, Allah seçmiştir. Hz. Zeyneb'i, Peygamber Efendimize (a.s.m.) Rabbimiz nikâhlamıştır.

Böyle İlâhî bir takdir olmasa bile siz de karşı koyamadığınız bir etkiyle karşılaşmış olabilirsiniz.

Her fiilimizde olduğu gibi, eş seçiminde de cüz'î bir irade verilmiştir, ama, "Allah dilemeden siz dileyemezsiniz" anlamındaki ayetin de bir hükmü, takdirin de bir hakkı vardır. Size düşen seçiminiz olumsuz bile olsa onu avantaja dönüştürmektir.

Öncelikle "seçim" ve "tatmin" gerçeklerini iyi kavramak gerekir.

Bir beyaz eşya, elbise, ev, mobilya almak için ne yaparsınız? Sayısız alternatif arasından, mukayeseler yaparak seçersiniz. Aldıktan sonra bile, acaba öbür takımı mı alsaydım, dersiniz.

Farz edelim ki, dünyanın maddeten ve manen en iyi insanı, tıpkı kendisi gibi her bakımdan muhteşem birisiyle evlense, yine de, "Acaba yüz birinci nasıldır?" diye düşünür. Çünkü, insanın yaratılışına, tatmin konusunda bir sınır konmamıştır.

İnsanın ihtirasını, duygularını dünya doyuramaz, bunların tatmin yerleri cennettir. Bunun için sabırla evliliğimizi güzelleştirelim, ama asıl mutlu olacağımız yurt cennettir.

Hiç kimse yüzlerce aday içinden inceleyerek evlenemez. Bu mümkün olsa bile, yine geçimde sorunlar olacaktır. İnsan unsurunun söz konusu olduğu yerde anlaşmazlık, uyumsuzluk, farklı düşünceler olağan şeylerdir. Bir insan kendi içinde ve kendi dünyasında bile çelişkiye düşerse, "iki farklı insan" neden kimi sorunlarla karşı karşıya gelmesin?

Bu gerçekler ışığında,

Eğer aday seçiminde kısmetsiz olduğunuzu,

Başlangıçtan beri eşinize ısınamadığınızı,

Önceleri iyi olan ilişkinizin tamamen bozulduğunu düşünüyorsanız, şu önerilerimize kulak verin:

1. BULUNDUĞUNUZ HÂLE ŞÜKREDİN:

Ne kadar ağır bir iletişimsizlik, sevgisizlik ve soğukluk yaşıyorsanız yaşayın, mutlaka sizden daha kötü durumda olanlar bulunabilir. İçinde bulunduğunuz mutluluğu yetersiz görebilirsiniz, ancak sahip olduğunuz güzelliklerin farkında mısınız?

Kendisine karşı istediğiniz sıcaklığı duyamadığınız eşinizin güzel yönlerini, hoşlandığınız taraflarını, olumlu davranışlarını düşünün. Hatta bunları bir kâğıda yazın ve aile hayatınız üzerinde etkisini tartın.

2. EŞİNİZİ MUTLAKA SEVİN:

Eşinizin ne kadar eksik ve kusuru olursa olsun, onu mutlaka sevin. Onu sevmeniz için "eşiniz" olması yeter; başka bir sebebe gerek yoktur. Evliliği sarsan "aldatma" gibi problemin dışında her problem çözülebilir, her hata bağışlanabilir, her eksik giderilebilir.

Bir yabancı şöyle diyor: "Bazıları sevdikleri adamla evlenmek için dua eder, benim duam biraz farklı. Ben Allah'a, evleneceğim adamı sevmek için dua ediyorum." (Rose Pastor Stokes)

Bu bakış açısını mutlaka kazanmanız gerekir. Çünkü, âşıksınızdır, ama evlenemeyebilirsiniz. Evlenirsiniz, anlaşamamanız mümkündür.

Ama evlendiğiniz kişiyi severseniz, muhteşem bir mutluluk yaşayabilirsiniz. Diyeceksiniz ki, "İçimden sevmek gelmeyen birisini, nasıl seveceğim?"

Önce şu sorunun cevabını verin: Eşiniz nasıl olsaydı severdiniz? Hangi davranışları sergileseydi, size nasıl davransaydı mutlu olurdunuz?

Ve asıl can alıcı soru şu: Eşinizin, sizi mutlu edecek davranışları sergilemesine, sizin katkınız ne olabilir?

Belki hoşlanmadığınız bazı davranışlarına siz sebep oluyorsunuz. Kimi davranışlarınız onu olumsuz hareket etmeye itebilir. Bir erkek eşinin çok para harcadığından yakınıyordu. Kadın ise, "Çünkü bana zaman ayırmıyor, benimle ilgilenmiyor. Ben de çok para harcayarak ondan intikam alıyorum" demişti. Erkek, eşinin harcadığı parayı kazanabilmek için ona zaman ayıramıyor, kadın ise kendisine zaman ayrılmadığı için çok para harcıyor.

Görüyor musunuz, iletişimsizlik yüzünden birbirlerinin mutsuzluğuna nasıl da hizmet ediyorlar.

3. SEVGİ VE MUTLULUĞUN BEDELİNİ ÖDEYİN:

Vermeden almak, yatırım yapmadan kazanmak, zahmet çekmeden rahat etmek istiyoruz. Oysa hiçbir zaman armut pişip ağzımıza düşmez. Yaşayacağınız bir mutluluk veya başarının mutlaka bedelini ödeyeceksiniz. Ailemiz için hangi acıyı çektik, hangi fedakârlığa katlandık, hangi bedeli ödedik?

Ey hayal dünyasında tozpembe mutluluklar düşleyenler, ey hiçbir zahmete katlanmadan saadet saraylarında keyif çatmayı isteyenler, birazcık zahmet çekin. Her insan Allah'ın dünyaya gönderdiği ham bir malzemedir. Tıpkı bir sarayı meydana getiren taş, kum, tuğla, çimento gibi. Kimisi bu malzemeden Mimar Sinan gibi Selimiye Camiini inşa eder, kimisi küçük bir kulübe yapar. Mimar Sinan gibi olup, kendinizi ve eşinizi geliştirmeniz gerekir.

Peygamber Efendimizi (a.s.m.) düşünelim. Asrın en cahil, en zalim ve en sapık toplumundan, insanlığın yıldızlarını çıkardı. Sevgisiyle ve nuruyla, insanları parlattı ve yüceltti.

Erkek olun, kadın olun, eşiniz sizin için ham bir malzemedir. Ondan muhteşem bir mutluluk sarayı inşa edebilirsiniz. Yeter ki, sürekli kendinizi ve onu geliştirme, anlama ve mutlu etme çabası içinde olun.

Tabiî, bilgi, şuur ve beceri yoksunluğundan dolayı muhteşem bir sarayı yerle bir edebilirsiniz de.

Hep eşiyle çok iyi anlaşan ve mutlu bir yuva kuran çiftlerin hâline gıptayla bakarsınız. Onlar o günlere kendiliğinden ulaşmadılar. Çok acı çektiler, birbirlerini anlamak için çok çırpındılar, eşimi nasıl mutlu ederim diye olmadık formüller denediler. Ama sonunda başardılar. Siz sonucu görüyorsunuz, ama her sonucun bir geri plânı ve bir alt yapısı vardır.

Minik bir cami yapan mimarın, "Neden ben Selimiye gibi muhteşem bir cami yapamıyorum? Çünkü, beni görevlendiren bir padişah ve arkamda devlet desteği yok" deme hakkı yoktur. Önce mimarın beyni, yüreği, bilgisi ve gayreti gerekir. Siz Sinan olursanız, Allah ne Süleyman'lar, ne Selim'ler yaratır.

Siz de mutlu çiftlerin kitap, kaset, seminer, iletişim uygulamalarıyla birikimlerini nasıl geliştirdiklerine bakın.

Siz isterseniz, mutlaka verilir. Ama bedelini ödemek şartıyla...

Cemil Tokpınar

Yorumlar

Evlilik Hayatınızda Mutlu

Evlilik Hayatınızda Mutlu Olmak İçin Yedi Kural

l - Üzüntü ve dırdırlara meydan vermeyiniz

2- Eşinizi olduğu gibi kabul edin.

3- Eleştirmeyin.

4- Samimi takdirlerde bulunun.

5- Küçük ilgilere dikkat ediniz.,

6- Karınıza karşı saygılı olun.

7- Evliliğin cinsel yönünü anlatan kitaplar okuyunuz

Kaynak:Dost Kazanma ve insanlari Etkileme Sanati | Dale Carnegie

7. Evlilik Konusunda

7. Evlilik Konusunda Bilgisiz Kalmayın

Sosyal Sağlık Bürosu genel sekreteri doktor Katharine Bement Davis, evli kadın aile hayatı hakkında bir anket yapmış ve ankete katılan kadınların en mahrem konularını kapsayan sorular yöneltmişti. Anket amerikalı kadınların cinsel yönden mutlu olmadığını gösteriyordu. Dr. Davis bu anketi yaptıktan sonra boşanma sebebinin fiziki bakımdan uyuşmazlık olduğunu ortaya koymaktan çekinmemişti.

Doktor Hamilton dört yıl boyunca evli yüz çiftin evliliklerini inceledi. Bu çiftlere dörtyüz soru sordu. Bu çalışmanın sonucunda bir kitap yazdı ve "Evlilikte Yanlış Olan Nedir?" isimli eserini meydana getirdi:

Evlilikte yanlış olan nedir? Dr. Hamilton der ki: "Bu yanlışlığın, cinsel uyumsuzluk olmadığını, ancak bilgisiz pisikolog söyleyebilir. Ama cinsel uyum tatmin edici bir düzeyde ise, bir çok problem önemsenmeyebilir."

Evlilik hayatının başarısızlığa uğramasının en önemli dört sebebini şöyle sıralayabiliriz:

l - Cinsel uyumsuzluk

2- Boş zamanlarını değerlendirme konusundaki fikir ayrılığı

3- Mali güçlükler,

4- Fikri, fiziki, hissi anormallikler

Cinsellik birinci sırada yer aldığı halde mali güçlükler üçüncü sırada yer almaktadır. Boşanma konusunda uzmanlaşmış kişiler cinsel bütünlüğün kaçınılmaz gerekliliği üzerinde birleşmektedirler. Boşanmanın onda dokuzu cinsel problemlerden oluşmaktadır.

Evlilik hayatınızda mutlu olmak istiyorsanız yedinci kural şudur:

Evliliğin cinsel yönünü anlatan bir kitap okuyunuz.

6. Mutlu Olmak

6. Mutlu Olmak İstiyorsanız Şunu Uygulamalısınız

Damrosch. Amerika'nın en büyük hatiplerinden ve Cumhurbaşkanı adaylarından olan James Raine‘nin kızı ile evlenmişti. Evlilikleri mutlu bir şekilde geçiyordu.

Bunun sırrı neydi?

Bayan Damrosch diyor ki: "İyi bir eş seçtikten sonra en önemli nokta, evlilik hayatında erkeğe saygı göstermektir. Genç kadınlar yabancılara gösterdikleri saygı ve nezaketi kocalarına gösterseler durum çok daha değişik olur. "

Mesela "Hay Allah cezanı versin, yine mi aynı hikayeleri anlatacaksın" gibi sözleri bir yabancıya söylemeyiz. İzin almadan başkasının mektubuna, cüzdanına el sürmeyiz. Ne tuhaftır ki, bütün bunları ailemize, yakınlarımıza rahatlıkla yaparız.

Oliver Holmes, otoriter bir insan olmasına rağmen, evinde bunun tam aksi bir durumda bulunuyordu. Sıkıntılı durumlarda bile bunları ailesinden saklar, meseleleri kendisi çözümleyerek ev halkından kimseyi rahatsız etmemeye çalışırdı.

Hollanda'da eve girmeden önce ayakkabılar çıkarılır. Bu sıkıntıların kapının önünde bırakıldığı anlamında gelir.

Müşteriye sert bir söz söylemeyi düşünmeyen insanlar, nedense aynı şeyi hayat arkadaşları olan karılarından esirgerler. Oysa evlilik hayatı, insanların mutluluğu bakımından, başka her şeyden daha önemli ve hayati bir öneme sahiptir.

Dorothy Dix şöyle diyor: "Eğer doğumla ölüm olaylarını evlenmeyle karşılaştırırsak bunların evlilik kadar önemli olmadıklarını görürüz."

Hiçbir kadın kocasının mesleğinde başarılı olmak için gösterdiği ilgiyi evine karşı göstermemesinin nedenini anlayamaz. Oysa erkek için hayatından memnun olan bir kadına sahip olmak milyonlarca dolar kazanmaktan daha önemlidir. Ne yazık ki, yüz erkekten birisi bile buna önem vermez; evlilik hayatında da başarılı olamazlar. Bütün erkekler karısına her işi yaptırabileceğini ve onun bunu seve seve yapacağını bilir. Kadının bütün beklentisi sevgi ve takdirdir. Karısına güler yüz göstermeyen, onun halini hatırını sormayan erkek, karısının huysuzluklarını, kürk, manto, mücevher ve otomobil isteklerini karşısında bulur. İşte erkek bu ilgiyi göstermelidir.

O halde aile hayatınızda mutlu olmak için altıncı kural şudur:

Karınıza sevgi ve saygı gösteriniz

5. Kadınlar Küçük

5. Kadınlar Küçük Şeylere Çok Önem Verirler

Sırlardır çiçekler, sevginin dili sayılır. Bunlar pahalı şeyler değillerdir. Yarın evinize dönerken çiçek götürün. Bakın ne değişiklikler olacak.

George M. Cohan, Broadway'da çalıştığı zamanlarda George Cohan. annesine, ölümü anına kadar her gün iki defa telefon ederdi. Neden mi? Onun annesine bu önemi göstermesinin sebebi, annesine karşı sevgisini ve onu düşündüğü hissettirmek istemesiydi. Bu da annesini mutlu etmek için yeterliydi.

Şikago hakimlerinden Joseph Sabbath 40.000 aile davasına baktıktan sonra ve 2000 kişiyi barıştırdıktan sonra şu sözleri söylemişti:

"Evlilik hayatındaki mutsuzlukların birçoğu ufak tefek şeylerdir. Kadının sabahleyin işe giden kocasına güle güle dememesi gibi basit bir olay, boşanmaya sebep olabilmektedir"

Birçok erkek, küçük ilgilerin ehemmiyetini tam olarak değerlendirememektedir. Gaynor Maddox'un "Pictorial Review" dergisine verdiği demeçte söylediği gibi: "Ev hayatının gerçekten küçük değişikliklere ihtiyacı vardır. Mesela, yatakta kahvaltı yapmak, birçok kadının zevk duyacağı hoş bir harekettir. Bir erkek için kulübe üye olmak ne kadar önemliyse kadın için yatakta kahvaltı yapmak o kadar önemlidir" Bu gerçekleri görmek istemeyen çiftlere çok yazık olur.

Mahkemelerde her hafta on davadan birisi boşanma ile sonuçlanmaktadır. Bu evliliklerin birçoğu küçük anlaşmazlıklar yüzünden boşanmayla sonuçlanmaktadır.

"Bu yoldan bir kere daha geçmeyeceğim. Onun için birisine nezaket göstereceksem, bunu şimdi yapmalıyım. Unutmamalıyım. Zira, bu yoldan bir daha geçmeyeceğim."

Evlilik hayatınızda mutlu olmak istiyorsanız, beşinci kural şudur:

Küçük alakalarınızı karşınızdakine göstermekten çekinmeyiniz.

4. Herkesi Mutlu Etmenin En

4. Herkesi Mutlu Etmenin En Kolay Yolu

Los Angeles'de Aile Münasebetleri Enstitüsü direktoru olan Paul Popence diyor ki: "Erkeklerin çoğu eşlerini seçerlerken sorumluluk taşıyacak bir idareci değil, gururlarını okşayacak karakterde bir kadın olmalarını isterler."

Erkekler kadınların güzel giyinme konusundaki çabaları hakkındaki takdirlerini daima belirtmelidirler. Bütün erkekler kadınların giyime ne kadar önem verdiklerini daha önce biliyorlarsa, unuturlar. Mesela yolda tanıdığınız yürüyen bir erkekle kadın karşıdan gelen bir çiftle karşılaştıkları zaman kadın erkeğe nadiren bakar, daha çok kadının giysisini incelemeye çalışır.

Büyük annem birkaç sene önce doksan sekiz yaşında öldü. Ölümünden kısa bir süre önce kendisine gençliğinde çekilmiş kendi fotoğrafını gösterdik. Gözleri çok iyi görmüyordu. Bize sorduğu tek soru şuydu: "Nasıl elbise giymişim?" Düşünün. Bir asra yakın yaşayan ve hafıza zayıflığından kendi kızlarını bile tanıyamayan bu kadın gençliğinde giymiş olduğu elbiseyle ilgileniyor.

Bu satırları okuyan erkekler beş sene önce giydikleri elbiseleri hatırlamadıkları gibi hatırlamak için bir istek de duymazlar. Fransızlar erkek çocuklarına davette kadınlara elbiselerinin ne kadar güzel olduğunu bir defa değil, bir çok kereler söylemesini öğretirler.

Kâğıtlarım arasında, bir gazete parçası vardır. Bu parçada küçük bir hikaye anlatılıyor:

Bir çiftçi kadın işinden yorgun argın eve dönen kocasının önüne bir yığın saman koymuş. Kocası buna kızmış: Kadın da:

- Ne kızıyorsun, demiş, farkına varmayacağını zannettim! Yirmi senedir yemek pişiriyorum. Ağzından bir kez saman yemediğine dair kelime duymadım.

Hollywood'da evlilik hiçbir şirketin sigorta edemeyeceği bir baht işidir. Ama orada Warner Baxterlerin evliliği mutluluk numunesi teşkil ediyor. Bayan Baxter ile evlenmeye karar verdiği zaman sahne hayatını bırakmıştı. Evlendikten sonra sahneyi bırakması, mutluluğunu hiç bozmadı. Kocası diyor ki: "Karım sahnede alkışlanıyordu. Ama benim kendisini daima alkışladığımı ve O'nu sevdiğimi hissediyordu."

Siz de mutlu olmak istiyorsanız. Dördüncü kural şudur: Samimi takdir duygularınızı belirtin.

3. Bunu Yaparsanız

3. Bunu Yaparsanız Boşanmak İçin Mahkemeye Koşarsınız

Disraeli'nin politik hayattaki en büyük düşmanı Gladstoneydi. Birçok şeyde anlaşamamalarına rağmen bir tek ortak yanları vardı. İkisi de evlilik hayatlarında çok mutluydular.

Gladstone, elli dokuz sene karısıyla mutlu bir hayat yaşamıştı. Halk içinde korkulu bir düşman olan Gladstone evde hiçbir şeyi eleştirmez. Sabah kahvaltıya indiği zaman aile fertlerinin uykulu olduğunu görür ve onları kahvaltı için beklediğini kibar bir şekilde ifade ederdi.

Büyük Katerina da böyle davranırdı. Düşmanlarına işkence etmek ve gereksiz savaşlara girerek zalim birisi olarak tanınmıştı. Bütün bunlara rağmen çevresindekiler hata yaptıkları zaman gülümser, bir şey söylemez ve hoşgörülü davranırdı.

Evlilik hayatındaki mutsuzluk sebepleri üzerine incelemeleri bulunan Dorothy Dix, evliliklerin yüzde ellisinin başarısızlıkla sonuçlandığını söylemektedir. Ve şöyle demektedir. "Romantik hülyaların boşanmanın sert kayalarına çarpıp parçalanmasının en önemli sebebi yıkıcı eleştirilerdir."

Evlilik hayatınızda mutlu olmak için üçüncü kuralı unutmayın:

Eleştirmeyiniz.

Çocuklarınızı eleştirmek isterseniz. Eleştirmeyin! demem! Ama eleştirmeden önce "Baba unutur" isimli Amerikan gazeteciliği klasiğini okuyunuz. Bu yazının bir özetini nakledeceğiz.

Babalar Unutur oğlum: Bunları sana küçücük elin yanağının altında kıvrılmış, yatmış uyurken sana söylüyorum. Biraz önce kütüphanemde gazetemi okurken, içimi pişmanlık duygusu kapladı. Kendimi suçlu hissederek senin yatağının kenarına geldim.

Düşündüklerim şunlardı: Sana çok sert davrandım. Okula gitmek için giyinirken, yüzünü iyice yıkamadığın için seni azarlamıştım. Ayakkabılarını kirli görünce, eşyalarını etrafa atmana kızmış ve bağırmıştım. Oynamaya giderken, "Güle güle baba" dedin. Ben ise, kaşlarımı çatıp, sana omuzlarını dik tutmam söyledim.

Seni dışarıda misket oynarken gördüm. Çorapların delinmişti. Ben sana arkadaşlarının önünde kızmıştım. Çünkü çoraplar pahalıydı. Ama kendi paranla alsaydın dikkatli olurdun, dedim. Ben kütüphaneme çekildikten sonra, çekingen bir tavırla yanıma gelip, gazetemin üzerinden sana baktığım zaman gözlerini yere indirmiştin" "Gene ne var?" diye sert bir şekilde sordum Sen koşarak yanıma geldin, kollarını boynuma doladın ve beni öptün, gösterdiğim ilgisizlik, bu sevgiyi yenememişti Sana bunları sen uyanıkken söylesem anlamayacağını biliyorum. Ama yarın gerçek bir baba olacağım Seninle şakalaşacağım Korkarım seni büyük birisi olarak görüyorum Senden çok fazla şey istedim, çok fazla.

2. Sev Ve Yaşat der ki:

2. Sev Ve Yaşat

der ki: "Bütün çılgınlıkları yapabilirim. Yapmayacağım bir şey varsa aşk için evlenmektir!"

Disraeli söylediği bu sözü uyguladı ve Otuz yaşına kadar bekar kaldı, daha sonra kendisinden onbeş yaş büyük olan zengin bir dulla evlendi. Aşk mı? Hayır, kadın Disraeli'nin kendisini sevmediğini, onunla sırf parası için evlendiğini biliyordu.

Ticari bir evlilik görünüyor değil mi? Ama Disraeli'nin bu evliliği başarıyla sonuçlandı.

Karısı Disraeli'ye karşı gelmemişti. Evi Disraeli'nin sakin bir şekilde dinlenebileceği tek yerdi. Yaşlı karısıyla evinde geçirdiği dakikalar hayatının en mutlu anları oluyordu. Otuz yıl birlikte yaşadılar ve mutlu bir hayat sürdüler. Mary Anne'in yakın dostlarına şöyle derdi:

"Şükürler olsun, hayatım büyük mutluluklar içinde geçiyor."

Disraeli şaka yaparak derdi ki: "Biliyorsun seninle para için evlendim " Mary Anne'de "Evet ama benimle yeniden evlenecek olsan, aşk için evlenirdin, öyle değil mi" derdi.

Ve Disraeli de bunu kabul ederdi.

Eğer ev hayatınızda mutlu olmak istiyorsanız.

İkinci kural şudur: Eşinize önem veriniz ve onu olduğu gibi kabul ediniz!

Aile Hayatınızda Sizi

Aile Hayatınızda Sizi Mutlu Edecek Yedi Kural

1. Aile Hayatınızın Mezarını Kazmak İstemiyorsanız

Altmış beş yıl önce Napolyon Bonapart'ın yeğeni Üçüncü Napolyon, vTeba Kontesi, Marie Eugenie Ignace Augustine de Montijo ile evlenmişti. Çevresindekiler kadının meçhul bir İspanyol kontunun kızı olduğunu ileri sürüyorlardı. Ayrıca kadının güzelliği ve zerafeti herkesi etkiliyordu. Napolyon "Bütün bunların önemi yok. Sevdiğim, saydığım bir kadını, tanımadığım bir kadına tercih ettim" demişti.

Napolyonun karısı genç ve güzeldi, paraları ve elde edebilecekleri her şey mevcuttu. Evliliğin kutsal ateşi, hiçbir zaman bu kadar parlak yanmamıştı.

Ama bu kutsal alev çok geçmeden söndü. Napolyon, Eugenie'yi İmparatoriçe yapmıştı, ama ne aşkın gücü ne de tahtın saltanatı, bu kadını bir baş belası olmaktan çıkarmamıştı. Kadın çok geveze ve kıskançtı. Kıskançlıkla kocasının isteklerine karşı gelmiş, ülke meseleleri görüşülürken bile toplantı salonuna girmiş ve toplantıların yarıda kalmasına sebep olmuştu.

Akrabalarına kocasından şikayet eder, ağlar, sızlar tehditler savururdu. Kocasıyla her gün kavga ederdi. Napolyon koca sarayda başını dinlemek için müsait bir yer bulamıyordu. Eugenie bu şekilde davranarak ne kazandı?

Bunun cevabını, E.A. Rheinhardt'ın ünlü kitabı: "Napoleon ve Eugenie: Bir imparatorluğun Traji-Komedisi" adlı eserde çok güzel verilmiştir. "Napolyon sarayın arka kapısından gizlice çıkar, yanına bir dostunu alarak güçlükle gidilebilecek arka sokaklarda dolaşarak kendisini rahatlatmaya çalışır ya da kendisini bekleyen bir kadının yanına giderdi "

-Eugenie Fransa tahtında oturuyordu, güzel bir kadındı, ama kıskançlığı bu aşkın devam etmesini engellemişti. Eugenie, "Bütün korktuklarım başıma geldi" diye haykırabilirdi. Ama bütün bunların olmasına sebep olan kendisiydi.

Kont Leo Tolstoy'un karısı da bunu, çok geç öğrenmişti. Son nefesini vermeden önce kızlarına. "Babanızın ölümüne ben sebep oldum" diye itiraf etmişti. Kızlar annesinin gerçeği söylediğini biliyorlardı. Babalarının annelerinin dırdırı, bitmek tükenmek bilmeyen istekleri yüzünden öldüğünü çoktan anlamışlardı.

Oysa, Kont Tolstoy ve karısının bütün imkanları vardı. Tolstoy çok ünlüydü, hayranları onun etrafından ayrılmazlar, ne söylerse not alırlardı. Tolstoy'un ünlü birisi olmasının yanında çocukları, serveti, kısaca sahip olabileceği her şey vardı. Sonra Tolstoy yavaş yavaş değişti. Yazdığı kitaplardan utanıyor, barışı öven, savaş ve yoksulluğun ortadan kaldırılması ile ilgili yazılar yazıyordu. Bütün arazilerini sattı ve sefalete düştü. Tarlalarda çalışıyor, odun kesiyordu.

Leo Tolstoy'un hayatı bir trajediydi. Ve bu trajediye sebep evliliğiydi. Tolstoy seksen iki yaşına geldiği zaman 1910 yılında bir tren istasyonunda öldü. Ölürken karısının cenazesine gelmemesini istedi.

Kadının şikayet etmesi için bir çok sebebin bulunduğu düşünülebilir. Kıskançlık ve huysuzluk kadına yardımcı mı olur, yoksa kötü olan durumu daha da kötüleştirir mi?"

Aile hukuku davalarına onbir yıl bakmış olan Bessie Hamburger, binlerce boşanma davasına bakmış ve kocaların evlerini terk etmelerinin en önemli sebebinin kadının dırdırı ve kadının kıskançlığı olduğunu söylemiştir. Boston Post gazetesinin yazdığı gibi, "Bir çok kadın, dırdır etmek suretiyle, evlilik hayatlarının mezarını kazmaktadırlar."

Aile hayatınızda mutlu olmak istiyorsanız. Birinci kural şudur:

Sakın dırdırcı bir kadın olmayınız!

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: