Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün

Zuleyha kendi kalbine baktıgında, Yusuf' u neden sevdigini ve Yusuf' u nasıl sevdigini merak etti ilk kez. Perdeler kalktı kalbinin ustunden.

Yusuf seni sevdiysem, dedi Zuleyha, hukumdarın tahtına hukumdardan ba$kası ki çöreotundan oturmayacagindan. $ehzade icin saklanan giysiler ancak $ehzadenin bedenine uyacagindan..

Züleyha Yusuf'a bir mektup yazmaya başlayınca yusuf diye başladı, yusuf diye bitirdi. gördü ki, hitaptan öteye geçemedi. anladı ki, aşkın nâmesinde, ser-nâmeden öte kelam yok. ve züleyha'nın lügatında yusuf'tan öte sözcük yok. bil ki, kelamdan da öte sadece ah var, ah ki dünya onun üzerinde durur, gökkubbe onun hararetiyle döner...''
''..işte bütün hikaye:kim düştü kuyuya, yusuf mu, züleyha mı? zindan kimin kaderi, yusuf'un mu, yoksa züleyha'nın mı?

Yusuf köledir, Züleyha efendi; Yusuf güzeldir, Züleyha aşık; Yusuf dillere destandır, Züleyha dillere düşmüştür çoktan; "bıçaklar keskindir", kadınlar meraklı; bıçaklar keskindir, Yusuf güzel; etraf ıssızdır, Züleyha ateşli; herşey ortadadır, kral çaresiz; zindan karanlıktır, yusuf çaresiz; günler zindandır, züleyha kimsesiz; tanrı birdir, züleyha bilir; rüya kesindir, yusuf bilir; bolluk güzeldir, tutumluluk iyi; kıtlık acıdır, ektiğini biçmek iyi; züleyha yaşlıdır, Yusuf kral; Züleyha yanmıştır, Yusuf aşık; firavun aradan çekilmiştir, aşıklar buluşmuş.

Tufandan kurtulmak icin kendi derinligine akan bir irmak gibi; akmasam sana olurdum yusuf, aktim yine oldum. kendi olumumun seklini secmem ozgurlugumse susarak olmeyi degil soyleyerek olmeyi sectim. tortulanarak ve bulanarak degil, tasarak ve cosarak olmeyi sectim. hukmumun yusuf oldugu yerde olumlu oldugumu bildim. ve yine dirilecek olmanin emniyetiyle olumlu olusumu cok sevdim.

Yusuf, dedi Zuleyha, ask zorlu bir sinav, ben bu sinavi bastan ve gonullu mu kaybettim? hayir iste! yitirmis gozuksem de kazancimsin sen benim. ve ser gibi gorunsem de goreceksin, yitirdigin ne varsa benim sana actigim kuyuda, hayrin olacagim sonunda.

Hz.Yusuf'un Dilinden Bismillah Gazeli
Ne olursa kalpte olur..
Ey Kalbi kırıklarla beraber olan Allah'ım!
Yolunda yürümek için ben kuluna lutfettiğin, devletim ve ikbalim olan yol arkadaşıma Bismillah!

Ey Kalbin üstünde titreyen hüzün!
Acıya Bismillah!
Ateşe,Gözyaşına Bismillah!

Rabbim,gönlümü aç,belimi büken yükümü al üzerimden..

Nazan Bekiroğlu

Yusuf İle Züleyha kitabından alıntıdır.

Yorumlar

Görüntülerimin

Görüntülerimin Görüntüsü

“Taşta
bir görüntü uyuklar, görüntülerimin görüntüsü,, Nietzsche

Sensizlik bir şehir olsaydı dedim,
Sensizdim, o şehri yakmaya geldim…

Evdeki hesabın çarşıya uymayan yüzüydü bana aşk dedikleri. Ekim’e sevdalı bir eylül güneşi tepemde. Yaramaz çocuklar gibi. içim üşüyor bu aralar. içsizim ya ! Güneşe bile tezat oluyorum. Aşk’ta bir türlü dikiş tutturamıyor ellerim. Hiçbir söz’de düğüm olamıyorum. Her gün batımında gözlerime bir bulut oturuyor gözyaşından bozma. En sulak şiirimi giyinip atıyorum kendimi sokağa. Yıldızların uzaktan el edişi karanlığa teslim ediyor tüm bedenimi. Yokluğunu süpürecek rüzgâr erken uğruyor şehrime, penceredeki yerini alıyor kuşlar. Kuşlar susuyor bugün, ağıt artık tek konuşan. Avucumda harelenen bakışlarına bir çift göz de ben bırakıyorum. Yüzüm düşüyor adımlarımın ardına. Hoyrat bir ay ışığı yüze çıkarıyor sözlerimi. Ardımda ellerin ve yüzlerce pencere 'kal' yazıyor sessizce. Ayaklarım başucumda. Elim ayağım dolanıyor bir geçmişe. Bir heyecan ki tutup kollarımdan götürüyor beni. Gölgeme hesap veriyorum derken. Belki de gölgelediklerime. Ben güneşi hiç sevmezdim zaten bakma sen esmerliğime.

Sensizlik bir nehir olsaydı dedim,
Sensizdim, güneşi ellerimle o nehre serdim…

Ve ne çok istedim kırmızı bir sonbahara kaçırılmayı. Biriktirdiğim tüm geceleri bohçalayıp kan rengi sabahlarda birikebilmeyi. Ve bağladığım tüm düşlerimi bir tohum gibi yüreğine saçmayı. Gelse de doğsa şu güller dedi gönlümün bahçıvanı. Göğümün yağmurlarından kaçarken yad ellerin sahrasına tutulma olur mu! Ey bahçemin hası. Biri var ki toprakta saklar yasını, gül’e verir rayihâsını. İşte şimdi saçlarıma yoğun bir sus çöküyor işte, annemin sesi bu, babamın yası ellerimde. Yapamam. gitmeliyim yine de. Yalnızlık göz kırpıyor delice. Telle duvakla işim yok anne. Bana müsaade. Şimdi yalnız gitmek var içimde. Tonunda bir haykırışla yollara, yolculara,sürmek veda seslerini buğulu camlara ve aşk limitini aşmak sana çıkan raylarda.

Sensizlik bir şekil olsaydı dedim,
Sensizdim, aynadaki yüze bir kurban daha verdim…

Kendi mevsiminde iğdişlenmiş baharları kovalamak istedim yıllarca. Yüzünün damarlarından akan hüzün nehirlerinde, körpe bir kızın kağıttan gemilerini yüzdürmek istemesiydi aşk bildiğim. Oysa kendi çetelesinde altı fırtınayla çizili sevdaların batığıymış bende aşk. Bilemedim ey gözünü sevdiğim kör sevgili! Gözlerinin rahlesinden sipariş ettiğim cennete bir adım kaldı. Şimdi pusulasız kaptanları kıskandıracak kadar yolsuz, ayakları sırça gürzlerle doğranmış inatçı korsanlar kadar yolcuyum. Bana su ver ey sâkilerin elinde tutuşturduğu kutsal düş buhurdanı! Sende suya olan muhtaciyetimi gideren rutubetinden sâdır olmadı bendeki aşk. Dünya bir çöl olsaydı, yüreğim yine sende yüzdürürdü kağıttan gemisini, bilesin.

Sensizlik bir cennet olsaydı dedim,
Sensizdim, cehenneme bir bilet daha kestim.

Emanet bir öyküyü heybeme alıp, aşkı azık eden kervanların kuyruğuna gidiyorum. Yusuf’umu göreyim istiyorum zelil bir kum fırtınasında. Ne olur Allah’ım, göreyim ellerime değen keskin bıçakların müsebbibi olan güzellik kuyusunu. Bir kuyu gördümse rüyamda, Yusuf’un artık bir rüyadan öteye geçemeyeceğinin iktibası olmasın bu terkip. Güzellik kuyusundan bulanık sular çeken necis adamların kirlettiği aşk yüzünden, aşkı bende kirletme Rabb’im. Kalbime indirdiğin sızıyı rüzgarlara râm eyleyip tutunayım aşkın sığırtmaç eteklerine. Çünkü cennetin çilingiri aşk ise kilidi de aşık’tır. Beni hercümerc bir yağmura musâddık eyleyip aşktan uzak tutma ey aşk’ın sahibi. Ve sen, ey cilbâbına dolandığım asûde sevgili. Göğümde parçalanan şimşeklerin gürültüsünden korkma. Kalbine huruç eden tüm ses ve ışıklar ardımda bıraktığım son bakışımdır. Bana baktıkça benim kalasın diye.

Hadi git artık,
bulutlar yol vermiyor yoksa gözlerime…

Mehlika Toyga

Züleyha'nın Gülümsemesi

Züleyha'nın Gülümsemesi ..

Bir gün Züleyha, arkalığına beyaz sümbül dalları işlenmiş tahtırevanıyla geçiyordu kütüphanelerin ve tapınakların kenti olan kentinin sokaklarından.
Görkemli bir alayla geldiğini görenler saygı ve hayranlıkla kenara çekiliyor ve Züleyha’ya yol açıyorlardı. Zengin ve güçlüydü, en fazla da güzeldi. Ve kimse kırmızı gülleri saçına Züleyha gibi takamazdı.
Birden bir meczub,ehil arslanları,atları ve arabaları aşarak Züleyha’nın tahtırevanının önünde dikiliverdi,yürüyüş durdu.Züleyha tül cibinliği aralayarak bu duraklamanın nedenini anlamak istedi.
Gözlerini kaldırarak Züleyha’nın yüzüne bakmaya başladı meczub, Züleyha dedi,sevindir beni.Züleyha kölelerine meczubun sevindirilmesi için işaret etti.
Köleler mor renkli kadife bir keseyi uzattılar avcuna ama meczub oralı bile olmadı.
Züleyha,dedi,sevindir beni,bana gülümse.Başka bir şey istemem.
Züleyha,bu sesi hatırladı ve yüzüne dikkatlice bakınca,aşkını reddettiği silik bir yığın sima arasından bir zamanların ordu kumandanını tanıdı.Usulca gülümsedi.
Züleyha gülümsedi,açıldı bütün beyaz zambaklar,bütün bahçelere bahar geldi.
Züleyha gülümsedi,mamur sarayların ve yıkık sarayların kentinde bütün dilenciler bir eşi daha bulunamayacak devletle donandılar.
Başını önüne eğen meczub sessiz ve sakin geldiği gibi çekiliverdi.
O günden sonra Mısr’ın lisanına,sadaka vermek anlamına gelen yeni bir deyim yerleşti:Züleyha’nın gülümsemesi.

Yusuf'a meyleden Zuleyha
Zuleyha’ya meyletmesi Allah tarafindan engellenen Yusuf
Meyillerin cezbesinde insan, Allah’ın engellemelerine muhtac

Yûsuf'un gözleri bir derin kuyu.........Yûsuf'un gözleri bir gizli bahçe....yağmur yemiş gül vurgunu....bir yasak kent surları kuvvetli...bir iç şehir kapıları kilitli.....yağmurdan sonra açan güneş Züleyha'ya...Yûsuf'un gözleri....güneşten sonra yağan yağmur....yine Yûsuf'un gözleri....Yûsuf'un gözleri zindan nedir bilmeyen Züleyha'nın zindanı.....Yûsuf'un gözleri Züleyha'nın zindanında günün başlangıcı...bir derin kuyu Yûsuf'un gözleri....evvel Yûsuf'un gözleri....ahir Yûsuf'un gözleri.....içinden Mısır geçen Nil bestesi....yine Yûsuf'un gözleri....bir muamma ki Yûsuf'un gözleri...çözmek istedikçe Züleyha...kendi üzerine kapandı Yûsuf'un gözleri....kaldırıp da gözlerini Züleyha....ne renktir bilemedi Yûsuf'un gözlerini...bileydi de öyleydi âh,siyah....bir leyla olan Yûsuf'un gözlerini....simsiyah bir leyla olan Yûsuf'un gözlerini.

Ben kaybederken seni, neden

Ben kaybederken seni, neden yoktun

Kahır dolu cümlelerden sonra; yine yar. Dilimde akan kelimedesin. İçimi yakan ateşte. Şimdi sen çıkarken cümlemin yükleminden, özneleri savurtan sesin, çığlığımı bastırıyor. Kim derdi ki, derdine vakıf olacak denizler, bir med vakti apansız kaybolacak.

..... Şimdi hangi yolun merhameti kavuşturacak esameni. Bilme, saklandığın her gün, yüzüme bir çizik diye atıldı. Artık yılların götürdüğünü belirgin tutsaklığımda gözlüyorum.

Yüzünü çizdiğim resim defterlerimde, her zaman gözlerine bulanan zihnim, aklının gelgitlerinde paramparça sözler olarak döküldü şiirlere. Artık kursağımdaki hasret çalkantılarını yüreğimden sızan ateşe bırakıyorum. Yanan şiir, yanan kimse, yanan ateş.

Yanan sen, yanan benim…

Susacak zamanı geldi, susayıp kanarcasına, bir ekmeğin nimetliğini savur düşlerime. Umut diye açayım güneşi perdelerimden. Duvarların soğukluğunda gölgelenen sloganlar belirsin nöbetlerimde. Haydi! Kaçır içimdeki son treni. Bu gece vardiyasında takıl peşine uykusuzluğumun. Seni kıracak kalemin mürekkebine bulanayım.

Söz ver. İştesinde işteyim ol. Gözlerimi nöbetleşe ekilen çorak bir toprak say. Işığı kaybolmuş sesimin, ışıksız saatlerinde, dağlarımdan, şehrimden izle günün yitirilişini. Bir Mezopotamyalı’nın kahrını dola saçlarına. Gözlerine sürme diye çek geceleri. Gece, gece, gece… Tutukladığım sözün peşine düşmüş karartı. Korkularımın gerçeğini gör işte, bildiğim sesin değil bu saatte…Ardına düştüğüm hayallerindir firarım.

Yoksa kahır dolarken, oradaydın. Görürdün kuşların her zaman içimden giden bir götürülüş olduğunu. Ve duyardın, nisyana boyarken zaman seni, içimin depreminden savrulan düşleri.

Şimdi savur saçlarını, savur rüzgara, aya, yıldıza, Savrulsun alem.

Acının güzergâhında, hüzün sarkıyor damarlarıma. Hep gidiş, hep ateş, hep bekleme… Zaman nasıl da işlemez böyle sayarken adımları birer birer. Gidenlerin gölgesini parçalarken gözlerim, gelenlerin sevincinde neden yetim kalır yüreğim.

Saatlerin kırık yelkovanı, akrebi ısırırken düşler, konar pencereme ölüm. Sahibi olur yeltendiğim bütün sevincim. Bağrına saplanan kor cümle, içime saklama vurgunu. Karartı karartı saklarken korkuyu, düş peşime, elimde kalsın erinçliği vebalin.

Sonra sabah, uynırken aniden. Kapının tıkırtısında kaçmak… Firariyim gündüzün ağırlığından. Açarken gözlerim ayaza, yırtılmış kağıtta kalır şiirim. Oysa ki naifti çizerken mürekkebin lekesi. Lekelerken hasreti, izi kalır son cümlemde.

Hep gidersin. Hep gittin. Cümlelerim sen giderken peşinden sürüklendi. Şimdi gelişinin yoluna bir ateş gibi oturmuş beklemem, sana uzaktan seğirten sözüm dilimde kırılır.

Sen kimsin. Ben kaybederken seni, neden yoktun.

Bilal Can

süper bir yazı olmuş ben

süper bir yazı olmuş ben bayıldım bu yazıya devamını bekliyorum!....

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: