warning: Creating default object from empty value in /home/ailem/domains/ailem.gen.tr/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Hayata Dair

Erteledigim Küsmelerim

Bugün erteledigim küsmelerim geliyor aklima
yasanmislardan ne cok darginliklarim var
yasanmamislarda buna dahil
insanlik kesemi biraz fazla acmis olabilirm
imkanlarim el verdigi kadar
suistimal edende oldu, farkina varmayan da

Insan ne cok konusurmus meger
iyi söylüyorsun, hos söylüyorsun
ama bos söylüyorsun arkadasim
savunduklarinin onda birini yapiyorsun
gösteris olsun, yazilmamis görgü kurallari gibi

Eger hislerimiz olmasaydi yanlislara saplanamazdig
eger düsüncelerimiz olmasaydi hatalardan ders alamazdig
bile bile yanlisi secmis olabiliriz
nedenler cook
herkesi, en önemlisi kendimizi kandirabiliriz

Anlasildigi gibi cok kez kandirildim ama küsmedim
cok kez agladim ama küsmedim
cok kez yanildim ama küsmedim
hep erteledim
yarin küserim dedim

Biriktirdiklerim cokdu
hayata küsmekden korktum!

Düsündükce süphe duydum kendimden
bende kandirmis olabilirmiydim
hep dogru benmiyim
ya bilincsizliklerim
küsemezdim

Hata yapmamak icin
hicbirse yapmamayi tercih ettim zaman zaman
daha az deneyimliyim sanki
kacislarim cokdu
en az dogrularim kadar

Küsemezdim

Keşke...

Teypte eski bir Cohen şarkısı:
"Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre sonra /
‘Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana: / ‘Aşkım, ne oldu sana?’/
Böyle gerçeği söyleyince / ben de doğru söylemeye çalıştım ona /
‘Senin güzelliğine ne olduysa’ dedim, / ‘benim gözlerime de o oldu’.
 

 
 8 - 10 dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi...
Buruk; kırılmış oyuncaklar kadar...
Ve yenik; "keşke"li cümleler gibi...
Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı...
Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, "keşke", onun güzüne denk gelir.
Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç...
Mağlubiyetin takısıdır "keşke"...
Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.

Bir Kız Kulesi Macerası

Sıradan bir hikâye değil bu; kendi hayat hikâyemde kayboluşumun hikâyesi… Anlatacak çok şey var aslında, ama anlatmam gerekenlerin bir çoğu halüsinasyon bir kısmı da simülasyon. Bilmenizi istediğim tek şey bu hikayenin bir başlangıcı olan her şey gibi zamanla değiştiği ve acizleşerek sonlandığı kadar gerçek oluşudur.

Yoksa hayat

Sonsuz fırsatları sayısız sanıp, kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandıgımiz bir başkasını, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?

Karşımıza erken çıkmış insanları yolun dışına sürerken; bir gün geri dönüp, onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?

Hayat her zaman cömert davranmaz bize. Tersine, çoğu kez zalimdir. Her zaman aynı fırsatları sunmaz.

Toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların,
eskitmeden yıprattığımız dostlukların,savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız birgün...

Bir akşam üstü yanımızda kimsecikler olmaz;
Ya da olması gerekenler yanımızdakiler değildir...

alıntı

HAYAT DEYİNCE

Hayat, kısa gelen bir battaniye gibidir.
Yukarı çekersiniz ayak parmaklarınız isyan eder,
aşağı çekersiniz omuzlarınız titrer..
Ama yine de,
neşeli insanlar dizlerini karınlarına çekerek,
rahat bir uyku uyumayı başarır...

ASIK OLMADAN BIR DÜSÜN

Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...
Sokağa fırlayacaksın...
Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak
kadar küçüleceksin...
Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan sağlık."
"Yaşamak güzel."
"Boş ver, her şey unutulur."
Sen hiçbirini duymayacaksın...Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra
kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
“Ölüme çare bulundu" ya da "Yarin kıyamet kopacakmış" deseler başını
kaldırıp "Ne dedin?" diye sormayacaksın...
Yalnız kalmak isteyeceksin...
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
ikisi de yetmeyecek...
Geçmişi düşüneceksin...
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
Gittiğin yerlere gitmek...
Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
Ama bile bile yapacaksın...

Arkada Bıraktığın Şeyleri Düşünme

Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!Şimdiye kadar kazanmış olduklarını, bundan sonra kazanabileceklerini, vazgeçemeyeceklerini, yıllarca koruduklarını, daha yıllarca muhafaza etmek istediklerini...
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
Herkesin yaşamak istediği bir kişisel hayatı vardır ve onu yaşayabilmesi için arkada bıraktığı şeyleri düşünmemesi gerekir. Bilmelidir ki o birçok şeyi istediği zaman bütün evren ona yardımcı olur. Herkes yüreğinin sesini dinlemeyi ve yüreğinin diliyle konuşmasını öğrenmek zorundadır.
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
Bulduğun ve arkada bıraktığın için seni tedirgin eden aşk önünü kesmesin. Kişisel hayatını gerçekleştirmeni engellemesin. Yeter ki bulduğun ve arkada bıraktığın aşk ''saf madde''den yapılmış olsun. Üzerinden bin yıl geçmiş bile olsa, orada, o biçimde, senin bıraktığın haliyle duruyor olacaktır. Çürümeden, bozulmadan... Ve sen, nasılsa günün birinde oraya döneceksin.
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!

BEN'SİZ BEN

Hayat ne garip,yıllar ne büyük değişiklikler yaratıyor yaşamlarda…

Bundan 15 yıl önce birisi bana,akşam saat 21:00’de,Beyoğlu’nda bir cafede üstelik araban bir otoparkta seni beklerken ,sen bir kağıda mutsuzluklarını karalayacaksın dese asla inanmazdım..Yani çelişkilerle dolu bulurdum bu öngörüyü..Akşam 21:00’de Beyoğlu’nda olacağım,bir arabam olacak otoparkta beni bekleyen,bir kafede çayımı yudumlayıp sigaramdan derin nefesler çekeceğim ve tüm bu güzelliklere sahipken bir yandan da önümdeki bir kağıda mutsuzluğumla ilgili cümleler karalayacağım???Şayet cümlenin ilk kısmı geçerliyse,mutsuz olmama imkan olamayacağını düşünürdüm..

Oysa olabiliyormuş…

Sıkı Tut Yüreğini

Düşmek; bazen bir daha kalkamamaktır.

Bazen de, daha iyi kalkmak toparlanmak, eskisinden daha diri olmaktır ruh için.Elbet beden düşecek toprağa tıpkı bir yaprak gibi.

Bir kıvılcım gibi söner bedenler.Elbet bedenler toprak olur.
Ya düşen yürekse ve ruhumuzsa ne olur?

Yaşamın pırıltılarında esir ettiğimiz sımsıkı tutamadığımız yüreğimiz ne olur,ah yürekler ne olur?

Tutabilmek hayatı ve tutunabilmek biryerlere... Sımsıkı tut yüreğini ki tutundum diyebildiğin birşeyin olsun. Her insanın en çok aşina olduğu kadar bir o kadar uzak olduğu menzil değilmidir yüreğimiz ?

Ayrılığın ardından,diri kalan yürekler...

Önemli olan bulunduğunuz yer değil, hareket ettiğiniz yöndür - Oliver Wendell

Ayrılığın bir ateş misali yalayıp geçmediği bir yürek var mıdır? Gözden dökülmemiş, bu acıya değmemiş kaç göz yaşı vardır?

Açın göğün perdelerini, uzanmak istiyorum, bütün nefeslerimi biriktirdim haykırmak istiyorum. Yıldızları neden yok bu gecenin, ayı neden göremiyorum. Kendimden kaçmak kurtulmak istiyorum. Ayrılığın o kocaman boşluğuna düşmek istemiyorum. Baştan başa gurbet bu hayat, sılaya kavuşmak istiyorum.

İçimdeki bu acı beni nerelere sürükler,hangi dumanlı dağlar başında beni bana gösterir. Gösterin bana gösterin kalabalıklar! bu defa ayaklarım beni hangi menzile ulaştırır. Yarım kalmış tebessümler var dudaklarımda. Yarım kalmış cümleler sayfamda. Ve yarım kalmış dualar var dilimde. Ve hayatın kendisi bitmemiş bir cümledir. Yarım kalan bir nefestir hayat, bilirim...

Öğrendim ki,

Ögrendim ki...

Öğrendim ki,
Kimseyi ,sizi sevmeye zorlayamazsınız.Kendinizi sevilecek insan
yapabilirsiniz.Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki,
Güveni geliştirmek yıllar alıyor.Yıkmak bir dakika..

Öğrendim ki,
Hayatında nelere sahip olduğun değil,kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki,
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün.Ama sonrası için
birşeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki,
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil,Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç
getirir.

Öğrendim ki,
İnsanların başına ne geldiği değil,o durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki,
Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.

Öğrendim ki,
Karşılık vermek,düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki,
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek.Hangisi son görüşme olacak
bilemiyorsun.

Öğrendim ki,
Sen tepkilerini kontrol edemezsen,tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki,
Kahraman dediğimiz insanlar birşey yapılması gerektiğinde,yapılması
gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlardır.

Öğrendim ki,

Bir Canan ki Cevabı Hak Eder

Ben; Yola yağmurlu, fırtınalı bir günde çıktım. Seni tanrının uzak tuttuğu bir sığınakta beklemiyordum. Hayatımı anlatmamışmıydım. Hata etmişim. Çevremdekiler bulunduğum konuma heyecan yüklü macera dolu bir yoldan geçerek geldiğimi söylerlerdi de ben aldırmazdım. İçimdeki fırtınayı bu güne kadar hiç kimse durduramadı ki sen durdurabilesin.

Barış heyecanını kaybedenlerin sığındığı bir kalkan olduğunu bu güne kadar anlayamadıysan, bundan sonra hiç anlayamazsın. Büyük bir savaşın içine girmeden evvel içindeki küçük savaşı kazanman gerekirdi görünen o ki senkendinle yapmış olduğun savaşı kazanamamışsın daha.

Ağaç gövdelerinin her zaman koruyucu bir sığınak olmadığını yağmurlu bir havada hemen anlayabilirsin. Düşebilecek olası bir yıldırımın ilk hedefi sığındığın ağaç gövdesi olacaktır.

Senin arayıpta bulamadığın ülkenin tozlu yollarından geçeli o kadar çok oldu ki kimse aradığını bulamadı. Ama sen aramaya devam et. Bir gün yolun benim ülkeme düşerse kollarım seni kucaklamak için daima açık olacak.

PENCERE

PENCEREYİ KAPAMA
GÖK DOLABİLİR İÇERİ
SEN NEYİ GÖREBİLİRSİN
ISLAK BİR BULUTUN AĞIŞINI MI

PENCEREYİ KAPAMA
KUŞ DOLABİLİR İÇERİ
SEN NEYİ TAŞIYABİLİRSİN
KIRIK BİR DALIN YÜKÜNÜ MÜ

PENCEREYİ AÇ
SOLUĞUN ÇIKSIN DIŞARI
SEN BÜYÜTMEDİN Mİ CİĞERİNDE ONU
KOKUSU HAYATI YIKASIN DİYE

PENCEREYİ AÇ
SESİN SARSIN DÜNYAYI
DUYULUR ELBET TA ÖTELERDEN
YÜREK KENDİNİ TANIR..

Ey kalbim!..

Senin olduğun her yeri sevebiliyorum mesela
yüzümde açan sebepsiz gülmelerin sebebi olabiliyor varlığın
yokluğun gözlerimin içine,bakışlarıma kadar yerleşiyor
neye baksam buruk olabiliyorum yokluğundan
halbu ki hayata geniş anlamlar yüklemiştim ben
aşmıştım bir çok şeyi
yaşadımsa bir acıyı
tekrar çekmem aynısını demiştim
yandıysa canım bir kez uzanan ellerden
bir başka el dokunamaz kalbime aynı acıyla demiştim
bir varlığa ve bir yokluğa sığdırmamıştım ne gözyaşlarımı,ne gülüşlerimi..
kalbimin efendisi olmayı seçmişken,
böyle savunmasız teslim olmamıştım,
yürek ki şefkate muhtaç
yürek ki sevilmeye aç
ey kalbim!
bu kadar mı yalnız kaldın,
yalnızlığı kula mahsus olmayan bu yerde,
sonsuzluk sahibi,sahibin varken,
sen nasıl böyle teslim oldun?
ey kalbim!...

özlem t.

Beklentilerimizin bedelini biliyor muyuz?

Sevdiğimiz insandan bir takım beklenti ve isteklerimiz her zaman olacak ve bu sonuna kadar devam edecektir. Pazara çıktığımızda satın aldığımız her ürünün bir bedeli arzu ettiğimiz her eşyanın bir fiyatı olduğu gibi sevdiğimiz insanda görmek istediğimiz her halinde bize bir bedeli vardır.

Nasıl ki her insanın kaldırabilme ve direnci varsa her olmasını istediğimizin de karşımızdaki insanın dünyasında bir yükü ve bir dengesi mevcuttur.

İstek ve beklentilerimize yoğunlaşmışken yinede sevdiğimiz insanın dünyasınıda tasavvur etmeyi unutmamalıyız.

Sessiz sakin bir insan düşünelim, hareketli olmasını daha canlı olmasını bekliyor olabiliriz. Peki o kişi öyle olduğunda dünyasında başka nelerini değiştirecek? Böyle bir değişimle o kişiye nasıl bir bedel ödeyecek dersiniz?

Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.

Hayat Anladığın Gerçekler Kadardır Aslında

Demek ki bu yüzden yalnız ölürmüş savaşçılar kuru kalabalıklarda. Bu yüzden yalnızlığına terk edilirmiş gerçekler. Çünkü uyanmak istemeyen kalabalıkların kâbusudur gecenin sessizliğinde ötenler. Belki ileri giden bir varlıktır bu dengesizlik içinde denge arayanlar. Bu yüzden işte terk edilir gerçekleri gösterenler.

Çıkarsın sahneye ifade etmek için ifade edilmesi beklenenleri, yetmezsin. Yavaşça süzülürsün beklentiler denizinden. Bürünürsün kendi benliğine, beğenilmezsin. Çünkü karşısında durduğun kalabalık sadece bir kalabalıktır, anlamsızdır. Aralarında beslendiğin nehirler vardır, coşkulu ve sessiz.

Aralarında yoldaşın vardır, hakiki ve saklı. Bilirsin değerini, bu kalabalığın içinde saklı. Düşünürsün onlar neden saklı? Yenilmiş midir bu kalabalığa? Yoksa anlamış mıdır anlamsızlığı? Onun için mi saklanmıştır kendi kabuğuna? Bulamazsın…

Çünkü sen aradığını bulmak için çıkmışsındır yola ve bulmadan dönmeyeceksindir eve. Belki

Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rexi bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,

Öyle acıyarak bakmayın gözlerime

Öyle acıyarak bakmayın gözlerime ne olur
Kalbimin dehlizlerinde kaybolup gider sesiniz
İki yıldız arasına yapılmış bir samanyolu gibi
Hangi bilim adamı araştıracak boşluktaki dünyamı
Öyle bakmayın gözlerime ne olur
Sığmıyor artık yüreğime bu çığlık
Düşüncelerimin her kelimesi yoğun hüzün
Şehrin sokakları götürüyor beni uçuruma.
Hepiniz aynı yerdeyken oynadığınız bir saklambaç
İşte buymuş sizin hayat dediğiniz şey
Boncuk taneleri gibi dökülüyor sinirlerimden eşyanın anlamı
Size baktıkça ben hayattan kaçıyorum.
Hangi optik okuyucuyla okunacak duygularım
Bir melek olur, peşime düşer annem
Biliyorum rüyalarında da sana yük oluyorum anne

Öyle acıyarak bakmayın gözlerime ne olur.
Büyük günahlarla cehenneme çevirdiniz şehri
Eminim Allah daha çok seviyor beni.
Adımlarınız kaybolur gizli dünyamın sokaklarında
Gözleriniz hiçbir şey görmez benim penceremden
Kalbimin dehlizlerinde kaybolup gider sesiniz
Hayat benim için bir hüzünken siz mutlu oldunuz
Öyle acıyarak bakmayın gözlerime ne olur

Hayata 1,5 dk ara!....

Dünya dediğin zaten oyun ve eğlenceden ibaret, sessizce köşende otururken bir yerlerde canhıraş çığlıklar karışıyor günün olanca hızını görmezden gelerek, bazen ağlıyorsun ve gülüyorsun durduk yere..

Ve düşünüyorsun ortada hiç bir sebep Yokken, bazen aklına eski arkadaşların geliyor,

Allah kahretsin beni diyorsun mazideki sevgiliyi hatırlayınca, keşke, keşke diyorsun geçmişe dönüp tutsam yakasından kalbimin ve hesabını sorsam geçen onca senenin!..

Ve hayat oyununu oynuyor,

Sen sessizce bir köşede gönül yaşlarını dökerken tozlu sahnesine…

Sen ister oyuncu ol ister olma,

Hoş olsan da oynuyorsun olmasan da…

Zaten hayat değil mi bir yerlere bizi çekip götüren gitmek istemesek bile…

"Allah kahretsin" diyorsun hiç düşünmeden sebebini, kızıyorsun, bazen küfrediyorsun en koyusundan, gündüzün üstüne düşen gecenin suratına haykırmak istiyorsun bütün kinini ve ve kendini hatırlıyorsun birden; "Ben bu muyum" diyorsun.

Pes mi edeceğim hayatın en küçük bir çelmesinde...

İçeriği paylaş

Anket

Daha iyi çocuk bakımı için en çok ne yapıyorsunuz: